Pages

Friday, April 13, 2012

İran ve Petrol

İran'ın uranyum zenginleştirme projesi yıllardır dünya ekonomisi ve politikası açısından dünyanın başına dert olmuş durumda. İran'ın siyasi ve ideolojik yapısı, başta A.B.D. olmak olmak üzere tüm batı ülkeleri için bir tehdit unsuru niteliğinde. Diplomasinin kanallarının tıkandığı hissedildiğinde, savaş rüzgarları esiyor ve petrol fiyatları hareketleniyor. Ardından, tüm dünya ekonomileri artan pertol fiyatlarının etkisiyle olumsuz bir trende giriyor ya da bu trende kapılmadan tüm önlemleri almaya çalışıyor. Yıllardır izlemekte olduğumuz film bu. Ancak, bu defa durum farklı bir içerik kazanmış gibi görünüyor.

14 Nisan 2012 günü, yani yarın İstanbul'da İran ile ilgili bir toplantı düzenleniyor. Toplantının tarafları, İran ve karşısında A.B.D, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya. Bu taraflar arasında, İran-A.B.D. hattı çok gergin. Fransa, İngiltere ve Almanya, A.B.D.'nin liderliğinde oturuyor masaya. Rusya ve Çin ise bugüne kadar İran'ı destekleyen tavırlar sergilediler ama Birleşmiş Milletler'deki yapılanma gereği A.B.D. ile masanın aynı tarafındalar. Dışarıdan da İsrail'in İran'ı bombalama tehditlerinin yarattığı bir baskı havası var. Avrupa Birliği, İran'a yaptırımlar uygulama kararı almış durumda. Yaptırımların başlangıç tarihi 1 Temmuz. Ayrıca, İran merkez bankasına karşı da uygulanmakta olan yaptırımlar var. Dolayısıyla, İran'a karşı uluslararası bir yalnızlaştırma politikası izleniyor. Buna karşın İran, 16 ton kapasiteli bir altın yatağı bulduğunu, petrol gelirlerinden tamamen mahrum kalsa bile 2-3 yıl ayakta kalacak durumda olduğunu öne sürüyor. A.B.D. dışişleri bakanı Clinton ise, İran'ın uranyum zenginleştirme projelerini devam ettirmeyeceğini açıklamasını istiyor. Ayrıca İran'a Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile işbirliği içinde olması yönünde baskılar var. Amaç, İran'ın uranyum zenginleştirme programının ne boyutta olduğunu görebilmek. İran, programı savaş maksatlı yürütmediğini dile getiriyor ama A.B.D. bu sözlere hiç ama hiç güvenmiyor.

Ayetullah Ali Hamaney, İslamiyet'te nükleer silah sahibi olmanın yasak olduğu yönünde bir fetva veriyor ve uluslararası camiaya "biz istesek bile nükleer silah sahibi olmaya dinimiz engel" gibi bir güçlü mesaj vermeye çalışıyor. Buradaki amaç da İstanbul'daki toplantılara katılacak olan İran temsilcisi Said Celili'ye diplomatik bir destek vermiş olmak. Zaten, toplantılarda Said Celili'nin Hamaney'in onaylamadığı bir hamle yapabilmesi imkansız. Celili'nin tavırlarının da müzakere amacı taşımayacağı ve keskin bir şekilde İran'ın bugüne kadar sürdürdüğü tavrı sürdüreceği tahmin ediliyor. Bütün bunların yanısıra, Hamaney ve Ahmedinecat'ın arasının açık olduğu da biliniyor. Özetle, İstanbul toplantılarına taraflar, değişken sayısının çok olduğu karmaşık bir denklemle geliyor.

Bugün İran ile savaşa girişilmesi, her zaman olduğundan çok daha büyük bir olasılık durumuna geldi.  Uranyum zenginleştirme projesinde İran'ın uranyumu %20 saflık durumuna kadar getirdiği bilgisi bulunmakta. Bunun anlamı, nükleer silah yapmak için gereken prosesin sadece bir adım gerisine gelinmiş olunduğu gerçeği. Bugün, savaşa çok daha yakın olunmasının ana nedeni de bu zaten. Güvenilmeyen bir yönetimin eline Ortadoğu gibi bir bölgede nükleer silah geçmesi durumunda dünyanın içine düşeceği durum, A.B.D. ve müttefiklerini korkutuyor.

İstanbul toplantılarından somut bir sonuç beklemek neredeyse imkansız. Biraz daha diplomasi zorlanarak ancak ve ancak zaman kazanılması mümkün. Bunun da yolu, İran'ın uranyum zenginleştirmesini %20 seviyesinde durdurması ve bunun karşılığında A.B.'nin 1 Temmuz'da başlayacak yaptırımlarını şimdilik askıya alması ve İran'ın merkez bankası üzerindeki yaptırımların da dondurulması. Satın alınan bu zaman esnasında da İran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile işbirliği yapmasının sağlanması için uğraşılacak.

Konunun uluslararası ilişkiler boyutundan ekonomi boyutuna atladığımızda, petrol fiyatlarının $125 civarında dolaşmakta olan seyrine bakmak gerekiyor. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmak yönündeki tehditleri ortaya çıktığında, petrol fiyatı $100 civarlarında idi. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, bu fiyatın $125 seviyelerine gelmesinin ardında arz-talep dengeleri değil, jeopolitik stratejiler ve uluslararası politik gerginlik vardı. Yani, savaşın $125 içindeki risk priminin hemen hemen $20-25 seviyelerinde olduğunu düşünebiliriz.

İstanbul toplantılarından biraz daha diplomasiyle yola devam edileceği sonucu çıkarsa - ki öyle olacağını düşünüyorum - petrol fiyatlarında önemli bir hareketlenme olmayacağını sanıyorum. Zaman satın alınmasının yolu da 1 Temmuz'da başlayacak yaptırımlar ve %20'lik uranyum zenginleştirme sınırı üzerinden bir anlaşmayla mı olur bilemiyorum. Ancak beklentim, somut bir anlaşmanın olmayacağı ve diplomasinin sonuna kadar zorlanmaya çalışılacağı yönünde. Diğer ihtimal, seçim öncesinde Obama'nın istemeyeceği bir durumdur ve dünya ekonomisini ciddi şekilde vurur. Nasıl mı? Petrol fiyatları üzerinden. Bu nedenle, diğer ihtimali hiç düşünmek istemiyorum. Hem insanlık namına hem de savaş durumunda işlerini, ekonomik güçlerini kaybedecek insanların durumu namına. Yani, sebep ne olursa olsun yine insanlık namına.

Arda Tunca
(İstanbul, 13.04.2012)