Pages

Wednesday, April 4, 2012

Deregülasyon

Ekonomide deregülasyon, piyasanın işleyişiyle ilgili kanunların ve kuralların piyasanın sağlıklı işleyişini engellemeye başladığı düşünülen noktada, tamamen ya da kısmen uygulamadan kaldırılması anlamına gelir. Amaç, liberal ekonominin piyasayı kamu müdahalelerinden uzak tutma prensibi çerçevesinde, kamu kesimiyle piyasa arasındaki mesafeyi açmaktır. Bu felsefenin temelinde, Adam Smith'in görünmez el prensibi yatar. İktisatta, Klasik Okul sonrasında, liberal ekonominin savunucusu olan başka okullar piyasanın mükemmel bir dengeleyici olduğunu savunmuşlardır. Schumpeter'in, piyasa mekanizması içinde bir süre için dengesizlikler gösteren ekonomik değişkenlerin kendiliğinden yeniden denge noktasına ulaşacağını ileri süren tezleri önemlidir ve pekçok iktisatçı tarafından kabul görmüştür. Schumpeter'in bu görüşlerini önemsemiş ve dünya ekonomisi üzerinde yakın tarihte önemli etkileri olmuş kişilerden birisi eski Amerikan merkez bankası başkanı Alan Greenspan'dir. Nitekim, Amerikan finansal sisteminin içten içe riskler ürettiği bir süreçte piyasaya müdahale edilmemiş olmasının arkasında yatan felsefe, liberal ekonominin kendini yenileyerek yeniden denge noktasına ulaşacağıdır.

Deregülasyon, her piyasada ayrı ayrı incelenerek uygulama alanı bulması gereken bir kavramdır. Genel itibariyle, deregülasyon taraftarı olmak ya da olmamak gibi bir tartışma anlamsızdır. Değerlendirmeye alınması gereken kriter, mevcut kanun ve kuralların bir piyasanın, o piyasanın tüm karar alıcılarına eşit ekonomik olanaklar sunup sunmadığı ve eşitlik prensibi çerçevesinde büyüme potansiyeline yakın çalışıp çalışmadığıdır. Bu kriterler temel alındığında, herhangi bir piyasada kanunların piyasaya aşırı müdahalesi sözkonusu iken, başka bir piyasada neredeyse hiç müdahale olmadığı ortaya çıkabilir.

Deregülasyonla ilgili tartışmalar, 2006'da ilk belirtilerini gösteren, 2008'de pekçok küresel sermayeli firmanın iflasına neden olan ve 2011 yılında yeniden baş gösteren küresel kriz nedeniyle son yıllarda hararetlenmiştir. Bu nedenle, iktisatta ve finans piyasalarında deregülasyonun boyutları derin felsefi tartışmalara açılmıştır. Kriz sürecinin önemli bir bölümünde Amerikan merkez bankası başkanı olarak görev yapan Alan Greenspan'in deregülasyonu savunan görüşleri sıkça sorgulanmış ve tartışılmıştır. Tartışmalar, elbette ki sadece Alan Greenspan'in merkez bankası politikaları ekseninde yoğunlaşmamıştır. Ancak, krizin ana nedeni olan Amerikan konut piyasasındaki dengesizliklerin ne ölçüde Alan Greenspan yönetimindeki Amerikan merkez bankası tarafından yaratıldığı önemli bir tartışma başlığı olmuştur.

2008 yılı ve sonrasında yaşanan süreçte, eşitlik ve ekonomik büyüme kriterlerinden çok, kanunların potansiyel krizler karşısında nasıl bir işlev görmesi gerektiği de tartışma literatüründe önemli bir yer işgal etmeye başlamıştır. Küreselleşmenin en derin boyutta yaşandığı finans piyasalarına ilişkin kanuni düzenlemelerin ülkeler ya da bölgeler arasında farklılık göstermesinin genel ekonomik dengeye etkileri  tartışmaların en can alıcı noktasını oluşturmaktadır. Zira, uluslararası sermayeyi cezbetmek konusundaki çabalarla potansiyel krizleri önlemek amaçlı kanunlar geliştirmek arasındaki dengenin nasıl kurulacağı büyük bir soru işareti olmuştur. Yani, ülkeler ve bölgeler arası asimetrik karar mekanizmaları ve kanun yapıları, küreselleşmenin ulaştığı noktada kanun yapıcıların karar alabilmelerini güçleştirici bir rol oynamıştır. Ayrıca kanun yapıcılarının, giderek karmaşıklaşan finansal ürün paketlerini ne ölçüde anlayıp anlamadıkları ve bu noktada potansiyel bir krizi nasıl tespit edebilecekleri de sorgulanmıştır. Tüm bu nedenlerle, sektörel bazda ihtisas sahibi kurumların ya da fonların ortaya çıktığı ve kendileriyle ilgili bölgesel ve uluslararası kuruluşlarla koordineli çalışmaya çaba gösterdikleri bir sürece tanıklık etmekteyiz. Ancak bu koordinasyonlar, uluslararası felsefi yaklaşım farklılıkları nedeniyle henüz piyasaları sağlıklı işletebilecek bir güce ulaşabilmiş değildir. İşin içinde ülkelerin çıkarları ve politik muhafazakarlıklar bulunmaktadır. Dolayısıyla dünya ekonomisinin, küresel koordinasyonun çok daha yoğunlaştığı bir sürece ihtiyaç duyduğu açıktır.

1970'ler ve 1980'lerde özellikle A.B.D.'de revaçta olan deregülasyon kavramı, piyasanın mükemmel bir mekanizma olduğu ve kendi kendini yenileyebileceği düşüncesiyle sistemik risk faktörünü göz ardı etmiştir. Ancak, konut piyasasında baş gösteren ve türev ürünlerin kontrolsüzce yapılandırılması sonucunda ortaya çıkan sistemik risk, kanun yapıcılar tarafından algılanamadan sonuçları herkes için ağır bir krize yol açmıştır. İlginçtir ki piyasanın olağanüstü riskler yarattığı bir süreçte piyasanın mükemmel bir mekanizma olduğu yönündeki düşünce, piyasaya kamu müdahalelerinin son derece ağır olduğu bir ikinci süreci beraberinde getirmiştir. Böylece, Keynesyen politikalar geri dönmüş ve Schumpeter'in düşünceleri bir panik havasıyla bir kenara itilmiştir. Şimdi ise, kamu kesiminin özel kesimin fon kullanım olanaklarını daralttığı bir süreç yaşayacağız. Yani, ağır kamu borçlanmasıyla özel kesimin yatırım için kullanabileceği fon miktarı azalacak. Buna da iktisatta dışlama etkisi (crowding out effect) deniyor ki bu konuyu da bir sonraki yazıya bırakalım.

Arda Tunca
(04.04.2012)