Pages

Friday, April 20, 2012

Avrupa'nın Genel Ekonomik Görünümü

Avrupa'da değişen çok birşey olmadı aslında. Yunanistan'ı kurtarma operasyonun ardından ortalık sakinleşti ama çözülmüş temel bir problem yok ortada. İran ve Suriye gündemi işgal edince, Avrupa manşetlerden indi. İran krizi de diplomasi yoluyla ertelenip, Suriye ile ilgili haberler de kanıksanmaya başlanınca, İspanya nedeniyle Avrupa, yeniden sahne ışıklarının altındaki yerini alıverdi. Oysa, Avrupa'nın esaslı sorunlarından hiçbiri kalıcı olarak çözümlenmemişti.

Euro alanının yanlış kurgulanarak ortaya çıkmış olması sonucu, ekonomik yapısı birbirinden önemli farklılıklar arz eden ülkeler tek ve aynı para politikası ile yönetilmeye başlanınca, ortaya çıkan sorunlara her ülkenin kendi özelinde farklı parasal önlemlerle müdahale edebilme şansı kalmadı. Ancak, her ülke maliye politikalarında kendi istediği gibi bütçe ve kamu dengesi yönetimi yapabildi. Böylece, yıllardır uygulanmaya çalışılan ortak kamu maliyesi politikası başarıyla yönetilemedi. Ortaya çıkan ağır bir sorun karşısında da A.B.'nin yönetim mekanizmaları konusundaki tüm zayıflıkları ağır bir faturayla ortaya çıktı. İşin ilginç yanı, bu zayıflıkların düzeltilmesine yönelik önlemler de yeterli ve kalıcı çözümler üretmekten çok uzak kaldı. Ardından, Euro alanının kendi sorunları, ülkeler bazında tek tek ortaya çıkmaya başladı. İrlanda, İtalya, Yunanistan, İspanya, Portekiz en yoğun gündeme gelen ülkeler oldu. Fransa da önemli ölçüde konuşuldu bu arada. Şimdilerde yoğun olarak konuşulan ülke ise İspanya.

İspanya, 1990'ların ortalarında, işsizliğin %20'nin üzerinde olduğu bir ülkeydi. Bu soruna, 2000'li yılların başlarında uygulanan politikalarla bir miktar çare üretmeyi başarabildi. İspanya'nın bugün yaşadığı problemler, konut krizi kaynaklı ama A.B.D.'de yaşanan konut kriziyle ilgisi yok. Zira, diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, İspanyol bankaları A.B.D.'deki konut piyasası kaynaklı menkul kıymetleri alarak zora düşmedi. Kendi konut piyasasında yaşadığı, makro ekonomik değişkenlerle paralel hareket etmeyen bir konut piyasası oluşumuyla bu hale geldi. Gelinen noktada, İspanyol bankalarının gayrimenkul finansmanı tutarının €323 milyar olduğunu ve bunun €175 milyarının batık olduğunu biliyoruz. Bu da, toplam gayrimenkul kredilerinin %54'ünün batmış olduğu anlamına geliyor. Bu durumda, İspanyol bankalarının sermaye enjeksiyonuna ihtiyacı var mı? Bu konuda, başta E.F.S.F. başkanı Klaus Regling olmak üzere pekçok kişi yorum yapıyor. Regling, herhangi bir fonlama ihtiyacı olmadığı kanaatinde. Fakat, yapılan yorumlar birbirine paralel değil ve kafa karıştırıcı. Ortada net ve tek bir cevap yok.

E.F.S.F., €440 milyar ile kuruldu. Bugün, mevcut fon varlığı $248 milyar civarında. Temmuz ayında, kalıcı olarak tesis edilmesi karara bağlanan E.S.M. (European Stability Mechanism), €500 milyar ile devreye giriyor. İrlanda, Portekiz ve Yunanistan'a sözü verilen toplam €192 milyar tutarı, bu rakama dahil değil. Avrupa Merkez Bankası, geçtiğimiz aylarda Avrupa bankalarına iki kez ucuz ve üç yıl vadeli fonlama yapmıştı. Ancak, piyasalardaki güven eksikliği nedeniyle kredi mekanizmaları bir türlü hareketlenememiş ve bankalar, elde ettikleri likiditeyi Avrupa Merkez Bankası'na yatırmıştı. Kurtarma fonu oluşturulması ve ek likidite sağlanması, piyasalara kısa vadedeki olumlu desteklerdi. Ancak, kamu maliyesini sıkılaştırıcı önlemlerin devreye alınması bir hata oldu. Zira, büyümeye ivme kazandıramayacak uygulamalar yerine, büyümeyi arka plana atan ekonomik politikalar, güven mekanizmasının ve dolayısıyla kredi sisteminin hareketlenmesini engelliyor. Bu şartlar altında, alınan sıkılaştırıcı maliye politikaları önlemlerinin de ne kadar işe yarayacağı şüpheli. Zira, büyümeyen bir ekonomide vergi gelirleri nasıl sağlıklı bir şekilde tahsil edilebilecek? Ayrıca, Avrupa bankalarının toplamı $2.6 milyara denk gelen bir aktif temizliği yapacakları ve bu operasyonun, mevcut kredi verilebilir fon miktarını %1.4 oranında küçülteceği ortaya atılmış durumda.

Avrupa'nın genel görünümü kötü. Politikacıların, krizin yükünü yüklenen ülkelerdeki vatandaşlarından daha fazla fedakarlık beklemesi de zor. Yani, politik açıdan açmazda kalınmış durumda. Avrupa halkları, fikirsel olarak ikiye bölünmüş durumda. Bir Alman vatandaşı, bir Yunan vatandaşının açığını kapamak için fedakarlık yapmak istemiyor. Politikacıların zorluğu da buradan kaynaklanıyor zaten. Kafaların içinde oluşamayan birlik, nasıl daha yoğun bir birlik halini alabilecek?

Özetle, büyüyemeyen Avrupa'yı daha çok zor günler bekliyor. Avrupa arada gündemden düşerse, sakın sorunlar hafifledi sanılmasın, başka acil sorunlar ortaya çıktığı içindir. Her an herşeyin değişebildiği hızlı bir dünyadayız. Dikkatli olmaya devam etmekten başka çaremiz yok.

Arda Tunca
(İstanbul, 20.04.2012)