Pages

Wednesday, March 14, 2012

Not Defterimden Alıntılar - III

Hava kapalı ve griydi. Yağmaya başlaması an meselesi olan yağmurun serinliği, giderek hızlanan rüzgarla beraber iç titretici bir hal almıştı. Sokaklar boş ve sessizdi. Gecenin ilerlemiş saatlerinde şehir artık uykuya yatmış, ertesi günü bekliyordu. Ağaçlardan inen yapraklar, sokakların parlayan zeminine yapışmış, sonbaharın kışı haber veren manzaralarını sunuyordu.

İşten yeni çıkmış, evine yürüyordu Fırat. Ardı arkası kesilmeyen toplantılar ve telefon görüşmelerinden sonra elindeki işleri toparlamak üzere mesaiye kalmıştı. Evine ancak dönebiliyordu. Yağmur aniden indirmiş, sokakları bir anda dereye çevirmişti adeta. Koşar adımlarla evine doğru ilerlerken, hem yorgunluğuna hem de sırılsıklam olduğuna hiddetlenerek ve söylenerek sokağı kat etmekteydi.

Hafif birşeyler atıştırdıktan sonra gazetelere göz atmaya başladı. Diğer yandan da televizyonda, kafasını pek meşgul etmeyecek bir film yakalamaya çalışıyordu. Gazetelerdeki haberlerin can sıkıcılığı arttıkça televizyona bakıyor, sonra yeniden yarım kalan yazılara odaklanmaya çalışıyordu. Ülkede tırmanan gerilim ve dünyada giderek artan şiddette etkileri hissedilen kötü ekonomik gidişat haberleriyle içi iyice sıkılmış, uykuya gitmenin artık yapılabilecek en güzel şey olduğuna kendini ikna etmeye başlamıştı. Ertesi gün, yine içinden çıkılması zor işlere ve olaylara gebeydi zira.

Uykuya giderken, durdu, düşündü. Mutfağa gidip, susuzluğunu giderdi. "Gelecek günler için umut besleyecek birşeyler okur muyuz acaba gazetelerde bir zaman sonra" diye kendiyle hesaplaşan bir tarzda konuşarak hayıflandı. Soru, kuşku ve kaygı yüklü bir dudak büküşle ve kaşlarını yukarı kaldırarak derin bir iç geçirdi ve uykuya dalmak üzere yatağına gitti. Kaybedecek hiçbir şeyi olmasa ya da çok şeyi olsa, o saatte bile uykuya gitmeyecekti. Arada kalmışlığın kaygılarıyla yüklü, bir kedi gibi büzüşerek yavaşça yatağına giriverdi...

Arda Tunca
(İstanbul, 14.03.2012)