Pages

Monday, March 19, 2012

İşsizlik ve Bütçe Verileri

Geçtiğimiz hafta içinde, iki önemli ekonomik değişkene ilişkin veri ekonominin gündemindeydi: İşsizlik ve bütçe verileri. Her iki veri de, önceki hafta analiz etme fırsatı bulduğumuz sanayi üretimi ve kapasite kullanım oranları verileri gibi ekonomide soğumaya işaret etti.

Aralık 2010 itibariyle %11.4 olan işsizlik oranı, Aralık 2011'de %9.8'e gerilemiş. Bir yıllık bir süreçte, 2011 yılının yüksek büyüme rakamının işsizlik oranını 1.6 puan eritmiş olması gerçeğiyle karşı karşıyayız. Fakat, işsizlik rakamının Eylül 2011 itibariyle %8.8'e gerileyip, yılı %9.8 ile kapattığı düşünülünce, ekonomiye ilişkin soğuma belirtilerinin baş göstermeye başladığını düşünüyorsunuz.

İşsizlik, 2011'in Ocak ayından Temmuz ayına kadar istikrarlı bir şekilde düşüyor. Ocak'ta %11.9 olan oran, Temmuz'da %9.1'e ulaşıyor. Ağustos ayında, %9.2'ye ulaşıp, Eylül'de %8.8'e düşüyor. Hatırlanacağı üzere, Ağustos ayı, dünya genelinde ve Türkiye'de olumsuzluklarla dolu geçmişti. Dolayısıyla, Ağustos'ta işsizliğin hafif bir çıkış yapmış olması doğal. Ancak, 2011'in son çeyreğinde, özellikle T.C.M.B.'nin uygulamaya koyduğu faiz politikaları ve mevduat munzam karşılıklarında yaptığı oran arttırımına paralel olarak Türkiye ekonomisi soğumaya başlıyor. Zaten, cari açıkta üst üste kırılan rekorlar nedeniyle hükümetin arzusu büyümenin yavaşlaması yönünde. Sonuçta, hem sanayi üretimindeki artışta yavaşlama hem de işsizlikte yükseliş gerçeği ile yaşamak zorunda kalıyoruz.

Türkiye, ekonominin iyi durumda olduğu yıllarda da yüksek işsizlik verleriyle yaşadı. Bugünkü genel ekonomik görünüm, geçmişten kötü değil. Ancak, dünya ekonomisinin kötü gidişatının bizi etkileme gücü, bizim performansımızın belirleyicisi konumunda. Türkiye, dünya ekonomisinin kötü durumunu gerekçe olarak görerek, yavaşlamayı tercih etti. Zira, cari açığın finansmanında yaşanacak olası bir sorun, bizim de kriz ortamına süratle çekileceğimizi gösteriyordu. Bu durumda, cari açık değişkeni üzerinden dünya ekonomisine paralel hareket etmek zorunda kaldık. Yani, bizim temel makro ekonomik değişkenlerimizin seyri önemli ölçüde dış etkenlere bağlı.

Bütçe cephesinde ise, vergi tahsilatlarındaki düşüşün önemsenmesi gerekiyor. 2011'in ilk iki ayında, vergi gelirleri bütçe harcamalarının %88.7'sini karşılarken, bu yılın aynı döneminde oran %81.8'e iniyor. Üstelik, Torba Yasa ile takside bağlanan vergi gelirlerinin de bütçeye girdiği ve memur maaşlarına ilk yarı zamlarının yapılmamış olduğu bir süreçte.

Bütçedeki çok önemli başka bir gösterge, faiz dışı harcamalardaki yükseliş. Faiz harcamalarında da 2011'in ilk iki ayı ile 2012'nin ilk iki ayı karşılaştırılınca %40.4 gibi önemli bir çıkış var ama faiz dışı harcamaların artışı, mali disiplinin bozulmaya başladığına ilişkin şüpheler uyandırıyor. Bu nedenle, önümüzdeki ayların verilerini bu perspektiften irdelememiz gerekecek.

Kısaca, sanayi üretimi, kapasite kullanım oranları ve hemen ardından gelen işsizlik ve bütçe verileri makro ekonomik bir soğumanın habercisi niteliğini taşıyor. Şimdi sıra, büyüme rakamlarında. Bekleyip, göreceğiz.

İşsizlik verilerini okurken, işgücüne dahil olmayan nüfusun %48.2'sinin sekiz yıldan önce işinden ayrılmış olduğu özellikle dikkatimi çekti. Yani, işgücü piyasasının dışına çıktığınızda, bir daha geri dönüş çok zor. Ama Türkiye'de ama dünyada, arkası kesilmeyen kriz ortamlarından geçtiğimiz yaklaşık olarak son on yıllık dönemde, güncel bilgi ve donanımlara sahip olarak işgücü piyasasında var olmak çok önemli. İşgücü piyasasına yeniden döndüğünüzde, eski veriminize ulaşmak için piyasanın sizi beklemeye tahammülü yok. Sekiz yıllık bekleme süresinin verdiği mesaj bu.

Arda Tunca
(İstanbul, 19.03.2012)