Pages

Thursday, February 2, 2012

Sürdürülebilir Büyüme ve Kalkınma

Paslı demir parçaları arasında yalınayak, 10 yaşlarında zenci bir kız. Acınacak halde. Sabah ne bulup ne yiyeceğini bilemeden güne uyanmış, akşam da ne bulup ne yiyeceğini yine bilemeden günü bitirecek. Hafta, ay ya da yıl bazında değil, günlük olarak belirsizliklerle dolu bir hayat. Hiçbir koşul, yaşamın hiçbir anını garanti altına alamıyor. Yaşam, çöplerde, paslı demir yığınlarında aranıyor. Günlük kazanç 2 Dolar'a tekabül edecek bir seviyede olabilirse ne ala!

Gördüğüm pekçok ülkede rastladım yaşamını çöplüklerde arayanlara. Bu insanlar için hayatın zor olduğunu söylemek, o insanların içinde bulundukları durumu anlatmaktan uzak. Sefillik, perişanlık, bitmişlik gibi kelimelerin bile durumu açıklamaya yetip yetmeyeceğine dair şüphem var.

Dünya nüfusunun 7 milyarı bulduğu 2011 yılından sonra artan ve bundan sonra da artacak olan gıda, su ve enerji ihtiyacını gezegenimizin kaynakları karşılamaya nasıl yetecek? Yaşamı çöpte arayan insan topluluklarına katılım mı olacak yoksa bu insanların sayısı azalacak mı?

Büyüme ve kalkınma kavramları, nicelik ve nitelik arasındaki farkı ifade eder. Bir ekonomi, yıllık milli gelirini önemli oranda arttırabilir ama aynı oranda kalkınma sağlayabilir mi? Büyümeden farklı olarak kalkınma, bir ülkenin kendi vatandaşlarına kaliteli ve güvenli bir yaşamı sürdürebilmesine olanak sağlamasıyla kendini gösterir. Kalkınmanın, genel kabul görmüş ölçülebilir kriterleri mevcuttur. Ancak, ölçülemeyen değerler içerdiği de bir gerçek.

Birleşmiş Milletler (B.M.), 30 Ocak 2012'de yayımladığı bir raporla kalkınmanın dünyadaki son durumunu ortaya koydu. Buna göre, dünya nüfusu 2040'a kadar 9 milyara ulaşacak. Önümüzdeki 20 yıllık süreçte, orta sınıfa dahil tüketici sayısı 3 milyarlık bir artış gösterecek ve yine 3 milyar insanın fakirlikle yüz yüze kalmaması için çalışmalar yapılması gerekecek. 2030'a kadar, dünyada gıda talebi %50, enerji talebi %45 ve su talebi %30 oranında artacak. Değişen küresel iklim koşulları ve artacak olan temel ihtiyaçlara olan taleple fakirliğin önlenmesi gibi çok zor bir proje, insanlığın önüne gelmiş durumda.

Büyümenin ve kalkınmanın sürdürülebilirliği, refah düzeyinin artması ve bu refah artışına eşlik edecek kaynak tahsis edilmesi noktasında ya gerçekleşebilir bir proje ortaya çıkacak ya da yaşamı çöpte arayanların sayısı artacak.

1990'da, dünya nüfusunun %46'sı fakirlik olarak tarif edilen sınırlar içinde yaşarken, bu oran bugün %27'ye indi. Dünya ekonomisi, 1992'den bu yana kümülatif olarak %75 oranında büyüdü. Ancak, dünyanın doğal kaynaklarının da süratle tüketilmesi olgusu gün yüzüne çıktı. 1992'den sonraki dönem, küreselleşmenin çok yoğun olarak yaşanmaya başladığı dönemi temsil ediyor. Küreselleşme, 20 yıllık bir süreçte dünyanın pekçok bölgesinde refah artışını sağladı ama bunu sürdürülebilir kılmayı başardı mı? Cevabı, aşağıdaki verilerde arayalım.

2000 yılından bu yana, yetersiz beslenme koşullarına itilen 20 milyonluk bir nüfus yaratıldı. Her yıl, 5.2 milyon hektarlık ormanlık bölgeleri kaybediyor gezegenimiz. Tüm balık türlerinin %85'i aşırı derecede tüketilmekte. 1990'dan 2009'a kadar geçen sürede dünyada karbondioksit gazı salımı %38 oranında arttı. Liste, daha da uzayabilir ama burada kesiyorum ve bir üstteki sorunun cevabını size bırakıyorum.

B.M., sürdürülebilir kalkınma konusunda öngördüğü sorunların çözümü için önerilerde de bulunuyor. Yani, sorunları ortaya atıp, geri çekilmiyor. Ancak, önerdiği çözümlerin içinde yeni birşey yok. Kaynakların verimli kullanımının gerektiğini, karbonun ve doğal kaynakların kullanımının vergiler yoluyla fiyatlandırılması gerektiğini, karbon salımı konusunda sertifika sisteminin ve bu sertifikaların bir nevi borsa mantığında ticaretinin yapılabilmesinin özendirilmesi gerektiğini, uluslararası kredi kuruluşlarının çevresel konuları da kriter alan kredilendirme süreçlerini geliştirmeleri gerektiğini söylüyor B.M. Bu önerilerin hepsi biliniyor. Ancak, nasıl uygulanacağı çok detaylı bilimsel çalışmaları ve ülkeler arası işbirliğini gerektiriyor. Bu alanda, tatmin edici çalışmalar ve uygulamalar hep hayal kırıklığıyla sonuçlandı bugüne kadar. Zaman hızla ilerliyor ama alınan önlemler sonuç vermiyor. Ayrıca, dünya ekonomisinin sıkça krizlere girdiği bir ortamda çevresel konular gündemden süratle düşüveriyor.
 
Ben, uzun vadede çevresel konularda gereken önlemlerin alınabileceği konusunda ümidimi yitirmiş durumdayım. Bu şartlarda, kalkınmanın sürdürülebilirliği ve refahın tabanın yayılması nasıl mümkün olabilir? Çoğalıyoruz, büyüyoruz ama bu gezegen bu kadar insanı kaldıramayacak noktaya doğru ilerliyor.

Yaşamını çöpte arayanlar malesef bu yaşam tarzına devam edecek. Dünyanın bazı yerlerinde insanlar, bu yazıda paylaştığım bina (!) fotoğrafındaki gibi "üniversitelere" gitmeye devam edecek. Tabelada "Economics & Administrative Sciences Department" yazdığına dikkat çekmek isterim. Bu arada, birilerinin 3 çocuk yapın dediğini duydum. Bundan haberi olan var mı? Benim kulağıma geldi de.

Arda Tunca
(İstanbul, 02.02.2012)