Pages

Thursday, February 23, 2012

Küresel Isınma, Kaynak Sorunu ve Ekonomi

Sanayi devriminden bugüne kadar atmosferdeki karbondioksit miktarı %31, metan ise %151 oranında artış göstermiştir. 2100 yılına kadar dünyanın beklenen sıcaklık artışının 1.4 ila 5.8 derece celcius arasında olması beklenmektedir. 20. y.y.'daki 0.6 derece celcius'luk sıcaklık artışı, deniz seviyelerinde 25 cm.'lik yükselme ve önemli buzulların büyük bir bölümünde erime ve geri çekilmeye yol açmıştır.

Dünya, atmosfere yılda yaklaşık 30 miyar ton civarında karbondioksit salmaktadır. Bu tonajın yarıya yakını enerji tüketiminden kaynaklanıyor. Salınan karbondioksitin 15 milyar tonu ormanlar, toprak ve okyanuslar tarafından emiliyor.

2000 yılında atmosferdeki karbondioksit birikimi 370 ppm düzeyinde idi. 2100 yılına ilişkin tahmin, birikimin 540 ila 970 ppm arasında olacağını söylüyor. Sanayi devrimi öncesindeki birikim, 275 ppm civarında idi. Eğer, atmosferdeki karbondioksit birikimi 550 ppm'de durdurulabilseydi, salım 2025'te en yüksek düzeye çıkacak ve 2040-2070 arasındaki dönemde bugünkü seviyesinin altına inecekti.

Türkiye'de ise karbondioksit salımı 1990'da 127.2 milyon ton ve 2003'te 213 milyon ton idi. Türkiye, enerji talebinin yaklaşık olarak %70'ini ithal eder durumda olan bir ülke. Elektrik enerjisi üretiminden kaynaklanan karbondioksit salımı, 1990'da 30.2 milyon ton iken 2001'de 73.4 milyon tona ve 2002'de 72.1 milyon tona ulaşıyor. Elektrik üretiminde, ağırlıklı olarak linyit kullanmaktayız. Diğer elektrik üretimi kaynaklarımız ise doğalgaz, yüksek kalorili ithal kömür ve akarsu gücüne dayalı hidroelektrik santralleri.

Gelişmekte olan ülkelerin karbondioksit salımı artış oranı gelişmiş ülkelerinkinin yaklaşık olarak 3 katını yakalamış durumda. Önümüzdeki 10 yılda da gelişmiş ülkelerin toplam salım miktarını büyük ihtimalle yakalamış olacaklar. Gelişmekte olan ülkeler denince, hemen akla Çin ve Hindistan geliyor. Çin, vermliliği, Hindistan ise nükleer enerjiyi ön plana çıkarıyor. Bu şekilde, 2020'ye kadar salım miktarını Çin 1 milyar ton, Hindistan ise 150 milyon ton azaltmayı planlıyor.

Karbondioksit salımını azaltmanın diğer bir yolu olarak, jeolojik yapılara depolanması projeleri de bir ara çokça tartışıldı. Özellikle Norveç (Sleipner açık deniz doğal gaz projesi), Kanada (Weyburn petrol zenginleştirme projesi) ve Cezayir'deki (In Salah projesi) çalışmalar dikkat çekmekteydi. Ancak, bu çalışmalar yüksek maliyetler ve sebep olabilecekleri başka jeolojik sorunlar (örn.: deprem) yaratması ihtimali ve global krizin yeni projelere finansal açıdan olanak vermemesi nedeniyle istenen hızda ilerleyemedi.

Kyoto Protokolü'nün yerine de anlamlı ve güçlü bir irade beyanı konulamadı. Esas olarak kriz, bu yöndeki çabaları ciddi boyutta sekteye uğrattı.

Küresel çevre sorunlarının en büyüğü olan küresel ısınmadan ekonomide doğal kaynak kullanımı açısından da bir değerlendirme yapacak olursak, Herman Daly, Gus Speth, Jimmy Carter, Susan George, Kate Soper, Tim Jackson, David Suzuki ve Andrew Simms gibi farklı branşlardan kişilerin saptamalarına başvuruyoruz. Bu isimleri, Cumhuriyet Gazatesi yazarı Orhan Bursalı'nın bir köşe yazısında derli toplu bir liste halinde görmüş ve ilgilenmiştim. Bu kişiler, aslen kapitalizmin bugünkü işleyişine eleştiri getiriyorlar. Mevcut koşullarda, çevre ile ilgili değerlerin hiçbir şansı olmadığını söylüyorlar. Kuzey Amerika'daki tüketim kalıplarıyla tüm dünyanın tüketim yapması halinde, gezegenimizin ancak 200 milyon insanı besleyebileceğini dile getiriyorlar. Yoksulluktan kurtulmak için büyümenin çare olmadığını ifade ediyorlar. Zira, dünyanın en yoksul kesiminin günlük gelirinin $3'a çıkması için doğal kaynak kullanımının 15 kat artması gerektiğini anlatıyorlar. Böyle birşey tabii ki mümkün değil. Ayrıca, gelir bölüşümünde inanılmaz bir adalatesizlik hüküm sürüyor. Bu şartlar altında, sorgulanması gereken şey, kapitalizmin işleyişi. Doğal kaynaklar kendini yenileyemeden daha fazlası talep ediliyor. Böylece, bitki ve hayvan türleri yok oluyor.

Krizlere, petrol fiyatlarına, Yunanistan'a, Euro'ya kaptırdık kendimizi ama yukarıda değindiğim konuları ihmal edecek lüksümüz yok. Sorunların çözümü de hiç kolay değil. Çevreciler ve ekonomistlerin kol kola girmesi gereken bir dönemdeyiz aslında. Edebiyatta Beat Jenerasyonu temsilcilerinin bu konularla fazlasıyla ilgilendiklerini blogdaki başka bir yazımda dile getirmiştim. Son derece dikkate değer saptamaları var. Konuların hepsi birbirleriyle bağlantılı.

Arda Tunca
(İstanbul, 23.02.2012)