Pages

Wednesday, February 22, 2012

Hukuk

Hukuk, kanunların sayısı ya da sadece uygulanabilirliği ile değil, demokratik, insan haklarına saygılı, ahlaki ve vicdani olarak sağduyulu felsefesiyle toplumsal düzeni niteliksel olarak nasıl sağladığı ile değerlendirilmelidir. Bu felsefi temelin dışına çıkan bir hukuki düzen, sadece bir kurallar bütünü olma özelliğinin ötesine geçemez ki bunun da adına hukuk denemez. Hukuğun, yasaların felsefesidir toplumsal nitelemeleri belirleyen.

Çeşitli kurallar bütünü, insanlığın hukuğu keşfinden çok önceleri, ilkel kavimler döneminde bile mevcuttu. Hiçbir topluluk, ister eski çağlarda, ister günümüzde, kural olmadan yönetilmemiş, hiçbir topluluk kuralsız var olmamıştır. Ancak, toplumsal düzenin ilkel ya da medeni oluşunu, hukuksal düzenin varlığını ya da yokluğunu hukuğun felsefi boyutu belirlemiştir.

Hukukçu değilim. Hukuk üzerine konuşamam, yazamam, hukuk felsefesi ve tekniği ile ilgili hiçbir görüş beyan edemem. Ancak, "vatandaş olmak" kavramı altında yasaların felsefesini, hangi niteliklere haiz bir toplumsal düzeni kurmaya çalıştığını, hukuk kültürünü içine sindirmeye çalışmış bir birey olarak sorgulamak zorundayım. Sorgulamalarım sonucunda gözlemlemekteyim ki Türkiye'de hukuk ile tecrübemiz bizi ilkellik ve medeniyet arasındaki çizgide, çeşitli toplumsal alanlarda, zaman zaman ilkellik, zaman zaman da medeniyete yaklaştırmıştır. Ancak bugün, ilkelliğe doğru süratle ilerlemekteyiz ve hukuğun tüm felsefi temellerinden, bizi ilkel bir topluluk konumuna düşürecek boyutta kopmuş bulunmaktayız.

Arda Tunca
(İstanbul, 21.02.2012)