Pages

Thursday, January 19, 2012

İktisadi Kriz mi, İktisadın Krizi mi?

Financial Times gazetesinde, kapitalist düzenin bugün içinde bulunduğu durumu özetleyen bir yazı dizisi yayınlanıyor bugünlerde. Dünya ekonomisini yöneten ya da geçmişte yönetmiş kişilerin ve akademisyenlerin, gazetecilerin yazılarına yer veriliyor yazı dizisinde. Küresel krizin sebepleri ve krizin bugüne ve geleceğe ilişkin olası etkileri tartışılıyor yazılarda.

İktisadın bilimsel olarak ortaya çıkışı, Adam Smith'in Ulusların Zenginliği adlı çalışmasının yayınlandığı yıl olan 1776'dır. Ekonomi, bir olgu olarak 1776'dan önce de elbette ki vardı ama bilimsel bir formasyona kavuşmasını Adam Smith'e borçludur. Klasik iktisat olarak adlandırılan bilimsel iktisadın ilk ekolü, politik iktisadın da doğuşudur aynı zamanda. Klasik iktisatta, Ricardo, Say, Mill, Malthus gibi teorisyenlerin katkılarıyla piyasa mekanizmasının işleyişi değişik açılardan incelenmiş ve kapitalist ekonominin temelleri teorik bazda atılmıştır.

Marx'ın Das Kapital adlı eseri 1867'de yayımlanmıştır ve kapitalizmin bir eleştirisidir. Das Kapital'den 33 yıl sonra, 1900'de Veblen'in isimlendirmesiyle ile ortaya çıkan, Jevons, Menger, Walras gibi iktisatçıların çalışmalarıyla ilerleyen Neo-klasik Okul, iktisadı, sofistike bir bilime dönüştürmüştür. Bu dönemde eserlerini verenler arasında Avusturya'lı iktisatçıların çok önemli bir yeri vardır. Mises, Hayek, Boehm-Bawerk, Schumpeter gibi iktisatçılar Avusturya Okulu'nu temsil etmişlerdir.

1929 iktisadi kriziyle beraber Keynes sahneye çıkmıştır. Kriz ortamındaki bir kapitalist ekonominin krizden çıkışı için çareler ortaya atarak adeta bir devrim yapmıştır. Keynes, 1944'te A.B.D.'nin New Hampshire eyaletinin Bretton Woods kasabasında temelleri atılan yeni bir ekonomik düzenin de mimarı olarak rol oynamıştır ve Bretton Woods toplantıları, I.M.F. ve Dünya Bankası'nın kuruluşunun temellerini atmıştır.

Yukarıda, çok ama çok kısaca iktisadın temel okullarının sadece başlıklarını attım. İktisatta, bu okulların uzantısı olarak oluşmuş alt okullar da ortaya çıkmıştır. Ancak, yukarıda adını zikrettiğim okullar iktisadın bir nevi ana başlıklarını oluşturmaktadır. Tabii ki bu, benim başlıklarımdır ve başka bir bakış açısıyla başkaca başlıklar da atılabilir. Ancak, bu yazıdaki değerlendirme şahsıma aittir. Değerlendirmelerim, aşağıda sıraladığım sorulardan temelini almaktadır.

Financial Times'ta okuduğum yazı dizisinin içindeki bazı yazılar, iktisadın temel kavramlarını sorgular nitelikte. Bu tip sorgulamalar, son yıllarda artan sıklıkta yapılmaya başladı. Sıkça sorulan soruların bazılarını aşağıdaki gibi sıralamak mümkün:

  1. Piyasa mekanizması, Klasik iktisadın öngördüğü ve Avusturya okulunun iddia ettiği gibi kaynakların etkin dağılımını sağlamaktan aslında uzak mı?
  2. Küreselleşen dünyada, Marx'ın dile getirdiği gibi, kar marjlarının düşüşüyle kapitalizm son evresine mi girdi?
  3. Kapitalizm, krizi kendi doğasında taşıyan bir kavram mı yoksa piyasanın rasyonelliği varsayımında mı bir varsayım hatası sözkonusu?
  4. Schumpeter'in ortaya attığı yaratıcı yıkım kavramı kapitalist düzende gerçekten işleyebilir mi yoksa kapitalizm, artık kendini yenileme gücünden giderek uzaklaşmaya mı başladı?
  5. 2008 kriziyle başlayan küresel kriz sürecinde, krizden önemli boyutta etkilenen ülkeler Keynesyen politikalara sarıldılar ve maliye politikalarıyla ekonomilerini ayakta tutmaya çalıştılar. Keynesyen politikalar, her kriz döneminde işe yarayabilecek mi yoksa alternatif politikalar bulunarak bir paradigma değişikliğine mi gidilmeli?
Dünya, bu soruları sürekli soruyor ama henüz bir cevap bulamadı. Piyasada işlem yapan yatırımcılardan teorisyenlere kadar herkes iktisadın temel kavramlarını tartışır durumda. Geçen yıl Londra'da bir bankanın davetlisi olarak katıldığım bir toplantıda, dünyaca meşhur yatırımcı Jim Rogers da vardı. Doğrusu, Georgizm gibi bir kavramı ya da Malthus'un nüfus teorisini tartışacağını hiç düşünmezdim. Böylesi bir duruma bile tanık olduğumuz bir ortamdayız.

Teorik platformda iktisat, 1970'lerden başlayarak matematiksel modelleri çok yoğun olarak kullanmaya başlamıştı. Ancak, bu modeller teorik sorunları çözmekten uzak kaldı. Hatta, ciddi bir vizyon daralması sorununa da sebep oldu. News School'un önemli akademisyenlerinden Robert Heilbroner, iktisat biliminde vizyon yaratamama sorununu ele alan bir kitap yazdı ve bu sorunu bir kriz olarak niteledi. Matematiğin çok yoğun kullanımına itiraz, Fransa'dan da geldi ve matematiksel modellerle adeta otistik bir hal alan iktisadi analizin, bu açmazdan kurtulması için post-otistik adlı bir akım ortaya çıktı. Sonuç olarak, tanımlamalara dayalı (diskriptif) modellerden matematiksel modellerin aşırı kullanımına geçiş de yukarıda sıraladığım ve son günlerde sıkça sorulduğuna tanık olduğum sorulara cevap olamadı. Paul Krugman, New York Times'ın blog sayfasında okuduğum bir yazısında, matematiğin iktisadın amaçlarına hizmet ettiği sürece kullanımına itirazı olmadığını söylüyordu.

Dünya, sık sık krizlere giriyor ve çıkış yolunu bulmakta giderek zorlanıyor. Ekonomik krizler, yeni düzenin doğal bir parçası haline geliyor adeta. Bu şartlar altında, asıl krizde olan, krizdeki ekonomiler mi, krizlere çare bulamayan iktisadın kendisi mi?

Arda Tunca
(Rotterdam, 19.01.2012)