Pages

Tuesday, January 17, 2012

Gündemin Sıcak Konuları: Petrol ve Euro

İran ile ilgili gerginlik devam ediyor olmasına rağmen, uluslararası ekonomi ve politik durumda, son iki haftadır olumlu ya da olumsuz bir gelişme meydana gelmediği için Brent petrolün varili yaklaşık $112-114 aralığında istikrarlı bir şekilde seyrediyor. 5 Ocak tarihli ve “Petrol Fiyatlarında Yeni Bir Dönüm Noktasında mıyız?” başlıklı yazımda petrol fiyatlarının İran gerginliği kaynaklı yükselişinde aslen önemli bir arz kısılmasının gerçekleşmeyeceği tahmininde bulunmuştum. Konuya ağırlıklı olarak A.B. ve Asya üzerindeki etkiler ekseninde bakmıştım. Ancak, A.B.D. Hazine Bakanı Geithner’in Japon Maliye Bakanı Jun Azami ile görüşmesi ve Japonya’nın İran’a olan petrol bağımlılığını düşürmesini istemesi, özellikle Asya cephesinde bir uluslararası politika hamlesininin A.B.D. açısından gerekli olduğunu açıkça ortaya koydu. Zira, A.B.D.’nin Asya’da, Çin ya da Hindistan’dan önce gelen müttefiği Japonya. İran’ın Japonya için önemi ise şöyle: Öncelikle, Japonya son 5 yılda İran’dan aldğı ham petrolü %40 oranında indirmiş durumda. Bu da, bugün itibariyle Japonya’nın toplam ham petrol ithalatında İran’ın payının %10’a tekabül ettiğini söylüyor. Ayrıca, Japonya mümkün olan en kısa sürede İran’dan satın aldığı ham petrol miktarını %10 oranında daha indirmeyi planlıyor. Bu şartlar altında da petrol fiyatlarının ciddi şekilde yükselmesi için bir neden yok. Çünkü, petrolün arzıyla ilgili herhangi bir sıkıntı yine gerçekleşmemiş olacak. Tedrici bir şekilde Japonya, petrolü İran yerine başka bir ülkeden ithal edebilirse, toplam arz da önemli bir değişiklik olmayacaktır. Yeni durum, İran‘ı uluslararası arenada yalnız bırakmak amacına daha çok hizmet edecektir. Herhangi bir savaş durumunu ise fiyat gelişimiyle ilgili öngörülerime dahil etmiyorum. Çünkü, savaşın petrol fiyatlarını önü alınamayacak şekilde fırlatacağı aşikar. Savaş halinde, S. Arabistan arz açığını kapatmak için devreye girene kadar petrol fiyatları göğe doğru yükselir.

Euro kriziyle ilgili gelişmeleri yakından takip etmeye devam ediyoruz. Adeta maç seyreder gibi izlediğimiz Merkozy görüşmelerinin sadece mali disiplin konusuna odaklandığını ve mali disiplini mali birliğe dönüştürmek için somut ve kararlı adımların atılmadığını ve atılma olasılığının da zayıf olduğunu gözlemlemekteyiz. İkilinin yeni gündeme getirdiği finansal işlem vergisi de Avrupa içindeki karar mekanizmalarının son derece ağır işlemesi nedeniyle kısa sürede devreye giremeyecek. Ayrıca, finansal işlemlerden vergi alınacaksa, hangi işlemlerden olacağı konusunda da süratle netliğe ihtiyaç var. Zaten, güven ortamının zayıflığı nedeniyle bankalararası piyasada ve bankacılık kesimiyle reel kesim arasında kredi mekanizması çalışmıyor. Bu şartlar altında, Merkozy görüşmeleri giderek azalan bir beklenti ve heyecanla izlenecek. Yani, görüşmelerden kamuoyunun marjinal katkı beklentisi düşecek.

Tekrar etmekte fayda var. Uluslararası entegrasyon teorilerinin ve optimal para alanı prensiplerinin uygulanmadığı bir durumda parasal birliğin başarılı olarak sürdürülmesi imkansız. Haas ve Mundell-Fleming modellerine atıfta bulunma ihtiyacı hissediyorum.

AB açısından tehlikeler devam ediyor. Avrupa Merkez Bankası (E.C.B.), Avrupa bankalarına 3 yıllık kredi imkanı sunan bir hamle yaptı. Şubat sonunda da ikinci bir fonlama gelecek. Birinci fonlamanın zonunda, bankaların elde ettikleri likiditeyi yine E.C.B.’ye vererek E.C.B.’nin bilançosunu tarihinin en büyük noktasına getirdiğine tanık olduk. Yani, Avrupa bankacılık sistemi, elde ettiği likiditeyi reel kesime kredi olarak aktarmadı. Bankacılık sistemi, kendi içinde de kredi mekanizmasını hareketlendiremedi.

Ekonomik sıkıntıların yoğun hissedildiği A.B. ülkelerinin borçlanma faizlerinde düşüşler gözlemlemekteyiz. Yani, sorunlu ülkelerin borçlanma maliyetlerinin indiğini izliyoruz. E.C.B Başkanı Draghi, Avrupa’nın ekonomik koşullarında bir düzelme olarak yorumluyor bu durumu. Fakat, özel kesimin kendi içinde kredi mekanizmasını çalıştıramadığı durumda bankaların çaresizlikten bono ve tahvile plasman yapması mantıklı değil mi? E.C.B.’den % 1 ile fonlama sağlayan A.B. bankacılık sisteminin kredi çarpanı mekanizmasını hareketlendirememesi, bankaların bono ve tahvil getirileriyle ayakta kalmaya çalışması anlamını taşımıyor mu? İtalya’nın borçlanma sorunlarının gün yüzüne çıkmaya başladığı 2011 yılının ortalarına kadar A.B. dışından € 320 milyar, A.B.’nin bono ve tahvil piyasısına giriş yapmıştı. 2011’in ikinci yarısında ise, bu piyasadan €130 milyar A.B. dışına çıktı. A.B.’ye duyulan güvendeki azalma €/$ paritesini de 1.34 seviyesinden 1.27 civarlarına getirdi.

Yunanistan ve İtalya’nın borçlanma sorunları, Euro alanının dağılıp dağılmayacağına dair soru işaretlerini halen gündemde tutuyor.

2012’yi petrol fiyatlarının yükseleceğine ilişkin endişeler ve Euro alanının borçlanma sorunlarıyla açtık dersek hatalı bir tespit yapmış olmayız sanırım.

Arda Tunca
(Amsterdam, 13.01.2012)