Pages

Monday, December 19, 2011

Kriz Ortamında Yatırım Araçları

Son derece karmaşık bir ekonomik dünyanın içindeyiz. Globalleşen piyasalarda artan değişken sayısı, iletişim teknolojilerinin yarattığı inanılmaz boyutlardaki bilgi üretimi ve hatta kirliliği nedeniyle herhangi bir karar alıcının doğru karar verebilmesi son derece güçleşmiş durumda. Kararlarımızın ne kadar rasyonel olduğunu psikolojik ve subjektif değer yargılarımızın süzgecinden geçirerek sorgularken, kararlarımızı etkileyen değişken sayısındaki büyük artışın da rasyonelliğimize olumlu yansıyıp yansımadığını tartışacak noktaya geldiğimiz bile söylenebilir. Oysa, tam rekabet koşullarında, bilginin homojenliği, Homo Economicus’un kararlarına olumlu katkı sağlayacaktı. Acaba öyle mi oldu? Tartışmaya değer. Ancak, bu yazıdaki niyetim bu değil.

Son haftalarda yaşanan gelişmeler ekseninde, hangi yatırım araçlarının hangi noktaya geldiğini tespit etmeye çalışmak amacını taşımaktayım bu yazıda. Tüm konuları Türkiye odaklı bir şekilde ortaya koyacağım ama dünya piyasalarındaki gelişmeleri elbette ki değerlendirmeye alarak.

Son aylarda, genel olarak faiz cephesindeki gelişmelere kilitlenmiş durumdayız. Tüm tedbirlere rağmen, bir türlü kamu otoritelerinin ve T.C.M.B.’nin soğutamadığı bir ekonomi var ortada. Bu nedenle, önümüzdeki aylarda T.C.M.B.’nin sıkı para politikası uygulamalarına tanık olmaya devam edeceğiz. Bu günlerde bankalar bono piyasasında çok işlem yapmaya gönüllü değiller. Yılsonu bilançoları için hazırlık var zira. Tahvil tarafında bir miktar yabancı girişleri oldu ve faizler bir hayli dar bir aralıkta seyretti. Bu durumda, kısa vadede faizin %10-11 seviyelerinde gideceğini tahmin etmek mantıklı görünüyor. Üstelik, Aralık ayında yüksek miktarlı bir kamu borçlanması da yok takvimde.
Döviz cephesine baktığımızda, sepet 2.15 civarlarında bir seyir izliyordu. Ancak, Amerikan Doları’nın içinde bulunduğumuz konjonktürde güçlenme eğilimi sepet kuru 2.20 civarlarına yaklaştırdı. Bunun anlamı, Euro/Dolar paritesinin 1.30 civarlarında ve Dolar/TL kurunun 1.90’a yakın seviyelerde seyretmesidir. Mevcut koşullar altında, sepet kurun 2.17-2.19 arasında seyretmesi pek şaşırtıcı olmayacaktır. Hatta, Euro/Dolar paritesinin 1.20 civarlarına gelmesi ihtimali de piyasalarda sıkça konuşuluyor ki aslında olması gerekenin ben de 1.20 olduğunu düşünenlerdenim. Belli ki Euro’ya olan güveni bir anda çökertmemek için Avrupa, Euro’ya bağlı varlıklardan çıkamadı. Politika da rol oynamış olabilir bu noktada. Orta ve uzun vadede Dolar’ın rezerv para olma durumu devam edecek. Bu konuda şüpheye yer yok. Döviz konusunu kapatmadan, TL’nin diğer gelişen piyasa para birimlerine yakın bir hareket seyri izlediği de bir kenara not edilmeli.

İ.M.K.B. tarafında ise, talebin zayıf olduğunu görüyoruz. 49,000 seviyesinin altına inmeyen ama üstüne de pek çıkamayan bir endeks hareketi sözkonusu. Yurtdışından gelen Türkiye aleyhine ekonomik raporlar, hisse senedi piyasasındaki havayı olumsuz etkiledi.

Altın, rekor üstüne rekor kırdıktan sonra ani bir zayıflama sürecine girdi. Kısa sureli, anlık yukarı yönlü hareketler olabilir ama Dolar güçlenme eğilimine girmişken altının güçlenmesi olası değil. Altın fiyatlarını, A.B.’nin ekonomik göstergelerindeki durum ve buna karşın Dolar tarafındaki arz/talep dengeleri belirleyecek. Şu an için altın fiyatının pek yükseleceğini beklemek iyimserlik olur. Ancak, geçici çıkışlar görülebilir.
Petroldeki gelişmelere geçtiğimiz hafta O.P.E.C. toplantısı damgasını vurdu. Üretimini günlük 30 milyon varilde tutmayı öngördü. Brent petrol, 105-110 Dolar arasında kısa vadede seyretmeye büyük olasılıkla devam eder.
Türkiye’de büyüme rakamı 3. çeyrek için %8.2 geldi. Eylül ayında işsizlik oranının %8.8 olduğu açıklandı. Son çeyrekte veriler ne olabilir sorusunun bence cevabı büyük bir değişme olmayacağı yönünde. Kısaca, 2011’i yüksek bir büyüme ve son zamanlarda düşen bir işsizlik oranıyla kapatmış olacağız. Bu ortamda da faizlerin aşağı ineceğini ve T.C.M.B.’nin para politikasını gevşeteceğini beklememeliyiz. Nitekim, B.D.D.K.’nın da kredi kartlarına ilişkin düzenlemelere gitmesi, tüketimin frenlenmesi konusundaki tutumu sergiliyor. Kanımca, B.D.D.K. haklıdır. Ancak, bu olumlu gözüken havanın 2012’de de devam edeceği düşünülmemeli. 2012 çok zor olacak.

Dünya piyasalarında, A.B.’nin Euro’yu hangi yöntemle kurtaracağına dair bir türlü net bir karar alamadığı bir süreçten geçmeye devam ediyoruz. Kısa vade için çözüm önerileri gelmiyor A.B. cephesinden. Mali sıkılaştırma ve parasal cephede atalet içindeki tutum, Euro krizini derinleştiriyor. Kısa vade için alınmış en önemli önlem, Avrupa Merkez Bankası’nın Avrupa’daki bankalara 3 yıl için kolay borçlanma imkanı sunması oldu. Fakat, yapısı gereği bu sistemin nasıl verimli çalışacağını merak edenlerdenim. Diğer adım da I.M.F.’ye 150 milyar Euro verilerek, bu paranın Euro alanı için kullanılması kararı oldu. Bu fonların, kısa vadeli olarak büyük fırtınaların atlatılmasına yardımcı olabileceğini söylesek de ihtiyaç duyulan toplam para miktarının son derece altında kaldığını ifade edebiliriz. 2012’nin ilk çeyreğinde Euro alanı ülkelerinde ve özellikle de yüksek borcu olanlarda yüksek borç geri ödemeleri var. Bu borç çevrilebilecek mi? Bunu göreceğiz. Net bir tablo yok ortada. Ayrıca, Yunanistan’ın 130 milyar Euro’luk ek yardım paketinin uygulanması öngörülen politikalarda sapma olması nedeniyle belirsizliğe girmesi de bir risk unsuru olarak belirdi.
Her ne kadar F.E.D., 3. bir  parasal genişlemeye gitmeyeceğini söyleyerek piyasaları birkaç günlüğüne üzmüşse de uluslararası yatırımcılar Euro alanındaki son derece olumsuz koşullar nedeniyle yine Dolar cinsinden varlıklara sarıldılar. Bu da, Euro/Dolar paritesini neredeyse 1.29’a kadar getirdi. Ayrıca, A.B.D. Kongresi 915 milyar Dolar’lık harcama tasarısını kabul etti ve federal hükümeti kurtardı.

Asya cephesinde, dünya konjonktürüne bağlı olarak bir ekonomik zayıflama sözkonusu. Çin, dikkatle izlenmesi gereken bir piyasa ve ihracat rakamları olumsuz sinyaller vermeye başladı. Hindistan’da soğuma belirtileri baş göstermeye başladı. Buna ilave olarak, Endonezya, Avustralya parasal genişlemeye giderek ekonomik bozulmaya karşı önlem almaya çalıştılar. Kuzey Kore liderinin ölümü, Asya piyasalarını bir miktar dalgalandırdıysa da kalıcı bir etki yaratma ihtimali pek yok gibi. Tabii, savaş çıkmadığı sürece ki böyle bir olasılık bence yok.
Türkiye, sahip olduğu tüm özellikleriyle uluslararası yatırımları kendisine çekebilecek güce sahip. Ancak, cari açıktaki sorunu nedeniyle, arzulanan yerde değil. Derecelendirme kuruluşları tarafından Mısır ile aynı seviyelerde derecelendiriliyor. Bu derecelendirmeye katılmıyorum ama derecelendirme kuruluşları, “Mısır’ın borcu yok” diyerek kesin ve net bir cevap veriyorlar Türkiye ile Mısır’ın aynı nota neden sahip olduklarını sorduğunuzda. Bizde yapısal reformlar konuşulmuyor. Oysa, fırsat var. Cari açığa fazla girmeyeceğim. Çok konuştum ve yazdım bu konuda. Artık, denecek bir şey kalmadı. Borcumuz yüksek ve dış borcumuzun büyük bir bölümü özel sektöre ait. Kur dalgalanmalarına karşı çok hassasız. Bu da bizi potansiyel olarak riskli bir ülke yapıyor.

Kısaca, sadece ana hatlarına değinmeye çalıştığım son haftalardaki gelişmelerin yukarıdaki özetinden yatırımcılara şu mesaj çıkıyor olmalı: Bu dalgalı havada lütfen fazla açılmayın. Mevcut karlı pozisyonları koruyun. Karınızda bozulma başladığında karınızı realize edin. Spekülasyona kalkışmayın ve mevduat, bono-tahvil gibi hangi vadede ne getireceği belli olan sabit getirili yatırım araçlarına yönlenin. Bırakınız, spekülasyon yapmak kurumsal yatırımcıların işi olsun. Fazla spekülasyonun da dünya ekonomisinin başına neler açtığını tarihten gelen tecrübelerle biliyoruz ama bu konuda şimdilik yapacak birşey yok. Olgunlukla, dünyanın mevcut ekonomik yapısına katlanmak zorundayız. Yoksa, “occupy…”
Arda Tunca
(İstanbul, 19.12.2011)