Pages

Tuesday, November 29, 2011

Sesler, Renkler, Sözcükler

Klasik Batı Müziği'nde çok büyük besteciler eserler verdiler ama Bach'ın yeri bir başkadır bende. Mozart bir dahidir; olağanüstüdür. Kendisinin gerçek hikayesi olan Amadeus filmini unutamam. Beethoven'in 9 tane senfoni ile müziği sarsıcı eserler vermiş olması hayranlık uyandırıcıdır. Fakat, müziğin modern formlarına ulaşmasında Klasik Batı Müziği'nin Barok Dönem gibi erken çağına isabet eden bir dönemde Bach'ın muazzam eserler vermiş olması yatıyor benim Bach hayranlığımın temelinde. Nikolas Forkel ve Philipp Spitta'nın Bach'ı anlatan kitapları okuma listemde. Fakat, bu eserleri okumadan önce Bach hakkında okuduklarımdan ve eserlerinden aklımda kalan melodilerin etkisiyle birşeyler yazmak geçti içimden. Yani, formatlanmış, düzgün bir Bach araştırması okumadan ifade etmek istedim kendimi.

Gönlümde, Matthaus Passion adlı Bach eserinin ayrı bir yeri vardır. Barok Dönem eserleriyle ilk temasımı sağlamış eserdir zira. Ayrıca, İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde gençlik korosunda Şamil Gökberk'in arkasında bu eseri seslendirmiş olmamızın da etkisi kuşkusuz ki çok büyük üzerimde. "Ich will bei meinem Jesu wachen" diye başlayan bölümde Şamil Gökberk'i sahnede dinlemek heyecan verirdi bana. Müthiş bir coşkuyla, notaların üzerinde adeta dalgalandığımı hissederdim. Muazzam bir eserdir ve pekçok Barok Dönem eseri gibi dini içeriklidir. Bugünlerde televizyonlarda bol bol izlediğimiz Mesut Yar ile yan yana ses uyumlarını yakalamakla bolca meşgul olduğumuzu da keyifle hatırlıyorum.

Bach'ın çağdaşları arasında yer alan Handel ve Telemann gibi bestecileri de seviyorum ama Bach'ı farklı kılan, Bach'ın müziğinin resim ve edebiyatta da derin yansımalar yaratmış olması. Diğer sanatlar üzerinde en derin etkiler yaratmış Bach eserinin Füg Sanatı olduğunu ifade etmek pek yanlış olmaz sanırım. Füg, Latince'de kaçma anlamına geliyor. Eserde de notalarla işlenen bir tema, eserin devamında temanın başlangıcı olan notanın kontrapunktu olan bir notayla temanın yeniden işlenmesi ve bu tema işlemenin tekrar etmesi şeklinde kendini gösteriyor.

Nazım'ın "Sebastian Bach'ın 1 Numaralı Do Minör Konçertosu" şiirinde "Tekrardaki mucize gülüm/Tekrarın tekrarsızlığı" ifadeleri Füg Sanatı'nın etkilerini gösteriyor. Enis Batur'un Acı Bilgi romanının alt başlığı "Fugue Sanatı Üzerine Bir Roman Denemesi" adını taşıyor. Romanın biçimsel kurgusunda Füg Sanatı'nın etkileri var. Notaların matematiği bir romanın ya da şiirin içeriğini, biçimini bir matematiksel düzlem içinde etkileyebiliyor. Dürrenmatt, Hildesheimer, Celan gibi yazarların da ilgi alanında oluyor Füg Sanatı bir dönem.

Resimde ise, notaların ve renklerin birbirine geçişinin harmonisine tanık oluyoruz. Bir resme bakarak, renkleri nota gibi algılayarak bir eser seslendirmek bile mümkün olacak neredeyse. Picasso'da, Gris'de, Braque'da Füg Sanatı'nın etkileri bariz. Renkler ve ses tonlamaları, notaların ve renklerin tonlarıyla iç içe geçiyor tuvallerin üzerinde. Mekan, ritm, kontrapunktual düzenlemeler, biçimsel kurgulamalar Füg Sanatı'nı anlatıyor. Veronesi, Weder gibi sanatçılardaki Bach etkilerini göz ardı etmemek lazım. Özellikle Veronesi, uzun bir süre Bach analizleri yaptıktan sonra Bach'ı renklere aktarıyor. Weder de bir renk klavyesi çalışması sonucu Bach'ın orkestra süitlerinin resmini yapıyor. Heykelde çok bilgim yok ama mesela Chillida'nın baştan aşağı Bach olduğunu biliyorum.

Bach'ın önemli etkilerini 1919'da Weimar'da doğan Bauhaus Okulu eserlerinde de görüyoruz. Bach'ı Bauhaus Okulu'nda öenmli kılan isim Feininger. Uzun süre müzik çalışmaları yapıyor. Bir dönem karikatüre merak salıyor. 35 yaşında Paris'e gidip resim yapmaya karar veriyor. Kandinsky, Klee, Schlemmer, Moholy-Nagy gibi sanatçılar da Bauhaus Okulu havası içinde Bach'ın notalarından esinlenerek veriyorlar eserlerini.

Bach'tan etkilenen başka sanatçılar da Bach'ı kurgu, vurgu, düzlem, düşünsel çözümleme, v.b. kavramlar çerçevesinde algılayarak notaları renklere, sözcüklere taşıdılar. Bir nevi, Bach'ın matematiğini kavrayıp bu matematiği kendi ruhları ve sanatlarıyla harmanlayıp eserler çıkarttılar ortaya.

Ne gariptir ki Mendelssohn, Matthaus Passion'un notalarını bir kasap dükkanının paket kağıtları arasında bularak ortaya çıkardı. Bach, pekçok büyük sanatçının ortak kaderi gibi yaşadığı dönemde hak ettiği değere sahip olamadı.

Matthaus Passion, Füg Sanatı ve Goldberg Çeşitlemeleri'ni bolca dinleyip cazdaki Bach yansımalarını da Pekinel kardeşlerin J. Loussier ile çıkarttıkları "Take Bach" albümünü dinleyerek içime sindireceğim. Bach'sız olmuyor yani.

Arda Tunca
(İstanbul, 28.11.2011)