Pages

Thursday, November 17, 2011

Euro Alanı Yanıyor

Çok ümitsiz bir tablo ortaya koymak istemem ama hem geçmiş hem de mevcut koşullar altında Euro alanı için ümit vaad eden herhangi bir ifade kullanabilmek pek mümkün görünmüyor. 1 Ocak 1999’da kaydi olarak işlem görmeye başlayan Euro, 1 Ocak 2002’de de madeni para ve banknot olarak tedavüle girdi. 2011’in son günlerinde ise daha ne kadar yaşayıp yaşamayacağı tartışılır hale geldi.

Yunanistan’ın borç kriziyle başlayan Euro alanı kriz süreci, kısa sürede sahneyi İtalya’nın almasıyla devam etti. İtalyan bono faizleri bir anda %7 civarlarında seyretmeye başladı. Hemen ardından, Fransa, Hollanda, Avusturya gibi ülkelerin bono faizlerinde sert yükselişler izlendi. Yani, Avrupa’ya borç veren yatırımcılar yüksek risk/yüksek faiz şeklinde ifade edebileceğimiz en temel finans kuralını devreye soktu.

Krizin bulaşıcılığının temelinde, borçluluğu yüksek olan ülkelerin borçlarının bu ülkeler dışındaki yatırımcılar tarafından finanse edilmiş olması yatmaktadır. Yabancı yatırımcıların borç finanmanındaki payı sırasıyla Italya’da %44.4, Yunanistan’da %57.4, Portekiz’de %60.5 ve Fransa’da %62.5’tir. Borç finansmanı, ağırlıklı olarak bankacılık sistemi üzerinden yapılmıştır. Euro alanı bankalarının piyasa değerlerinin defter değerlerinin dahi altına inmiş olmasındaki ana neden, bu bankaların portföylerinde tuttukları borçluluğu yüksek olan ülkelerin bono ve tahvil cinsi varlıklarının değerlerinin erozyona uğramış olmasıdır. Krizin bulaşıcı etkisi Avrupa içinde sırada hangi ülkelerin olacağı endişesinin oluşmasına neden olmuş ve İspanya, Fransa gibi ülkelerin adları da sıklıkla anılmaya başlanmıştır. Bu endişe ortamı, süratle ekonomik krizi siyasi bir krize dönüştürmüş ve Yunanistan ve İtalya’da hükümetlerin düşmesine sebep olmuştur.

Borç krizinin ortaya çıkışı, Euro alanı içinde “merkez” ve “çevre” ülke kavramlarının ön plana çıkmasına ve merkezin çevreyi nasıl ayakta tutacağı tartışmalarının açılmasına neden olmuştur. Geleneksel olarak, AB’yi kuran ülkeler merkez olarak nitelenirken, kriz koşullarında merkez ve çevre kavramları da kriz koşullarının ülke bazında hissedilirlik derecesine bağlı olarak iç içe geçmiştir. Tartışmanın bir sonraki boyutunda, “çift hızlı bir parasal alan” fikri ortaya atılmış, Almanya başbakanı Merkel tarafından A.B.’nin ekonomik ve siyasi anlamda daha entegre olması gerektiği fikri ileri sürülmüş ve “yeni Avrupa“ gibi bir kavramdan söz edilmiştir. Çift hızlı parasal alan kavramıyla da kastedilen, krizden çıkış için merkez ülkelerin lokomotif görevi üstlenip krizin sebebi olan ülkeleri kriz otamından çıkarmasıdır. Euro alanındaki kriz, bir nevi “A.B./Euro alanı ayrışmasının” ortaya çıkmasına sebep olduğu gibi, fikirsel ve kurumsal anlamda A.B.’nin ciddi bir “yönetim krizinde” olduğunu da netleştirmiştir. Nitekim, Avrupa Merkez Bankası (A.M.B.)’nın son borç verme mercii (Lender of Last Resort) rolüne kanuni anlamda sahip olmaması ama krizin derinleşmesiyle A.M.B.’nin bono-tahvil piyasalarına müdahele ederek yüklü varlık alımı yapması Bundesbank başkanı Jens Weidmann tarafından eleştirilmiştir. Fransa cephesi ise A.M.B.’nin bu tavrını pratikte doğru bulmaktadır. Avrupa, krizin en hararetli anında ekonomi biliminin temel felsefi prensiplerini tartışır durumdadır. Bu da, Euro bölgesinin yönetsel prensiplerini belirlerken Avrupa’nın olası bir kriz ortamını pek dikkate almamış olduğunu ve Maastricht kriterleriyle zaten kriz koşullarının ortadan kaldırıldığını düşündüğünü göstermektedir. Oysa, Maastricht kriterlerinin özellikle çevre olarak adlandırılan ülkeler tarafından tutturulamaması Euro’nun 1999’daki doğuşundan bu yana sürekli canlı bir tartışma olarak gündemdeki yerini korumuştur.

Dünya ekonomisinde, pekçok ülkenin borçluluk rasyoları Euro alanındaki pekçok ülkeden daha yüksek iken neden Euro alanı ülkelerinin borçlanma maliyetleri daha yüksektir? Bu konuda, Krugman tarafından yapılan analiz dikkat çekicidir. Krugman, Euro alanı ülkelerinin kendi dinamiklerini dikkate alarak belirleyemedikleri bir para politikasının ve kontrol edemedikleri bir para biriminin varlığını neden olarak göstermektedir. Yani, aşağıda Mundell’e atıfta bulunarak açıklamak istediğim parasal birlik koşullarının Euro alanında yerine gelmemiş olması temel sebeptir.

Net olarak söylenebilir ki Euro’nun kurgulanışında entegrasyon teorileri ve optimal para alanı kavramları çerçevesinde hatalar sözkonusudur. İktisat teorisinde Mundell tarafından geliştirilen optimal para alanı kavramında, işgücü mobilitesi, sermaye mobilitesi/fiyat ve ücret esnekliği, mali transfer mekanizmalarının etkinliği ve ülkelerin birbirlerine çok yakın konjonktürel dalgalanma seyirleri gösteriyor olmaları başarılı bir parasal alan yaratmanın koşullarıdır. Euro alanını bu perpektiften incelediğimizde, Avrupa vatandaşlarının yasal anlamda işgücü mobilitesine sahip olduklarını ama sosyal, kültürel ve geleneksel nedenlerle bu haklarını kullanmaya pek de gönüllü olmadıklarını görüyoruz. Sermayenin mobilitesinin sağlanmış olduğunu ama fiyat ve özellikle ücret esnekliklerinin zayıf olduğuna yıllardır tanık oluyoruz. Nitekim, ücret elastikiyeti konusunda A.B.’nin örneğin A.B.D.’ye kıyasla çok daha gerilerde olduğunu biliyoruz. Mali transfer konusunda ise A.B.’nin hiçbir koşulu yerine getirmediğini görüyoruz ki parasal birliğin belki de A.B. için an can alıcı noktası da bu. Para politikasını tek merkez bankasıyla yönetirken maliye politikalarını 17 farklı ülkeyle yöneterek uyumlu ekonomi politikalarını nasıl uygulamaya sokabilirsiniz? Cevabı gayet net: asla. A.B. ülkelerinin benzer konjonktürel dalgalanmalara sahip olduklarını söylemek de imkansız. Nitekim, farklı konjonktürel dalgalanmalara sahip olmaları sonucunda, ülkelerarası bono-tahvil faizleri arasındaki farklar tarhite görülmemiş noktalara ulaştı. Örneğin, Almanya’nın 10 yıllık tahvillerinin Fransa’nın ve İspanya’nın tahvilleriyle arasındaki faiz farkı sırasıyla 1.90 ve 4.70 puan gibi seviyelere ulaştı. Tek piyasa kavramı içinde böylesine farklı verilerin ortaya çıkmaması gerekirdi.

Parasal birlik, ekonomik entegrasyonun son safhasıdır ve doğru bir sırayla adım adım kurgulanması gerekir. Euro alanında bu kurgunun sıralamasının yanlış yapıldığı aşıkardır. Merkez/çevre, çift hızlı Euro alanı, yeni Avrupa gibi kavramların ağızlarda dolaştığı bir ortamda hangi birlikten söz edebilirsiniz? Mevcut yapılanmasıyla, Euro alanının yoluna devam edebilmesi mümkün değildir. Önümüzde ağır bir Euro krizi var. Euro’yu krizden çıkaracak ne kısa vadeli ne de uzun vadeli bir plan sözkonusu. Çok radikal belki ama planlı bir şekilde entegrasyonun ya da optimal para alanı kavramlarının öngördüğü tanımlamalara girmeyen ülkeler Euro’dan çıkmalı. Böyle bir durumda, önce yerel paraların tekrar kullanımıyla yüksek devalüasyonlar ve ardından çok ağır krizler yaşanacaktır. Fakat, Fransa ve Almanya gibi cesur hamleler için liderlik yapması beklenen ülkeler derin fikir ayrılıkları yaşarken ve seçim havasına girerken bu siyasi riskleri kimler alacak? Avrupa, kültürel temelleri olan bir inat ve uzlaşmazlıkla yoluna devam etmeye çalışıyor. Merkel hala “yeni Avrupa” diyor. Avrupa’yı “birleşik” bir devlet yapmaya çalışan Büyük Karl’dan bu yana 12 asır geçti. Yaşlı ve inatçı kıta hala yeni Avrupa’yı kuramadı mı?

Arda Tunca
(İstanbul, 16.11.2011)

http://www.dunya.com/euro-bölgesi-yanıyor_138754_haber.html