Pages

Monday, November 14, 2011

Dünya Ekonomisindeki Son Dönem Gelişmeleri Işığında Euro

Sakın yazının başlığına bakıp, bu yazının 2011 yılında yazıldığını düşünmeyin. Finans Dünyası dergisinin Aralık 2001 sayısında, Euro banknot ve madeni para olarak tedavüle girmeden hemen önce yazmışım bu yazıyı. Euro'nun içinde bulunduğu kriz ortamı düşünüldüğünde, Avrupa Merkez Bankası'nın yönetsel işleyişinden Avrupalı'ların Euro'ya bakış açısına ve kamuoyunun değerlendirmelerine kadar geniş bir yelpazede bugüne dair benzerlikler yok mu Aralık 2001'deki ortam düşünüldüğünde? Ben yorum yapmayıp, konuyu sizlerin değerlendirmelerine bırakıyorum. İşte 10 yıl önce yazdığım bir Euro yazısı:

1 Ocak 1999’dan bu yana kaydi olarak dünya piyasalarında işlem gören Avrupa Para Birimi Euro, 1 Ocak 2002 itibariyle baknot ve madeni para olarak tedavüle girecektir. 12 Avrupa Birliği ülkesinin üyesi olduğu Euro alanının nasıl oluştuğuna kronolojijk bir sırada göz atmak, Euro’nun bugünkü ekonomik ve politik temellerini anlamak açısından anlamlıdır.

18 Nisan 1951: Fransa, Batı Almanya, İtalya, Lüksemburg, Belçika ve Hollanda’nın katılımıyla imzalanan Paris Antlaşması Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun (European Coal and Steel Community – ECSC) kurulmasını sağladı.

Mart 1957: Belçika, Fransa, Batı Almanya, İtalya, Lüksemburg, ve Hollanda’nın katılımıyla imzalanan Roma Antlaşmaları Avrupa Ekomonik Topluluğu (European Economic Community – EEC) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nun (European Atomic Energy Community – Euratom) kurulmasını öngördü.

Aralık 1969: Dönemin Lüksemburg Başbakanı Pierre Warner, Lahey’de düzenlenen zirve toplantısında Avrupa ülkelerinin para birimleri arasında görülen aşırı kur dalgalanmalarının nasıl giderilebileceği konusunda bir rapor hazırlamakla görevlendirildi.

Ekim 1970: Warner Raporu’nun yayınlanışı. Rapor, Avrupa için ortak bir para birimi ya da Avrupa Merkez Bankası’nın kurulması önerisini getirmekle beraber üye ülkelerinin makro ekonomik politikalarının yönetimini merkezleştirmesini önerdi. Diğer öneriler, Avrupa para birimlerinin kendi aralarındaki paritelerin sabitlenmesi ve sermaye hareketlerinin serbest bırakılması idi.

1971 – 1973: Bu dönemde döviz kurlarının sabit tutulmasını öngören Breton Woods sistemi çöktü. Ardından tüm dünyada döviz kurlarının aşırı dalgalandığı bir sürece girildi. Birbiri ardına gelen devalüasyonlar görüldü. Dünya ekonomisinin içine girdiği bu konjonktür, bir Avrupa Para Birliği’nin (European Monetary Union) kurulması konusundaki ümitleri yok etti.

Mart 1979: Avrupa Para Sistemi (European Monetary System) oluşturuldu. ECU’nun varlığı üzerinde kurulan sistemin amacı Avrupa ulusal para birimleri arasındaki kur dalgalanmalarını engellemek ve enflasyonist baskıları ortadan kaldırmak idi.

Şubat 1986: Roma Antlaşmaları’nda değişiklikler yapan ve bu değişiklikler arasında politik ve parasal dayanışmaya güç veren Tek Avrupa Yasası (Single European Act) imzalandı.

14 Haziran 1988: Hanover’de düzenlenen Avrupa Topluluğu zirve toplantısında parasal işbirliğinin üye ülkeler arasında yakınlaştırılmasını sağlayacak çeşitli çalışmalarn yapılması konusunda fikir birliği sağlandı.

7 Şubat 1992: Maastricht Antlaşması’nın imzalanması. Euro’nun doğmasında dönüm noktası niteliği taşıyan bu antlaşma, Avrupa’nın parasal entegrasyonu projesi için o güne kadar eşi görülmemiş bir kararlılık ortaya koydu.

1 Ocak 1999 tarihi, yeni bir tek ve ortak Avrupa para biriminin yaratılması için son tarih olarak belirlendi.

3 Haziran 1992: Danimarka Maastricht Antlaşması’nı onaylamayacağını açıkladı.

17 Eylül 1992: İngiltere, Sterlin’i Avrupa Para Sistemi’nden çıkarttı.

21 Eylül 1992: Fransa, Maastrich Antlaşması’nı onayladı. Ancak “evet” oylarının “hayır” oylarının çok az bir farkla üstünde çıkması politik ve parasal birlik süreci ile ilgili kuşkuların oluşmasına neden oldu.

12 Ocak 1994: Avrupa Para Enstitüsü (European Monetary Institute) kuruldu ve ilk toplantısını yaptı. Bu enstitü, Avrupa Merkez Bankası’nın temelini oluşturdu.

1 Ocak 1995: Avusturya, Finlandiya, ve İsveç’in Avrupa Birliği’ne katılması.

Aralık 1995: Avrupa para biriminin adının Euro olarak belirlenmesi destek buldu ve kamuyou desteğinin de yaratılması amacıyla Ocak 1999 tarihine kadar sürdürülecek bir kampanya başlatıldı.

1 Haziran 1998: Avrupa Merkez Bankası (European Central Bank - ECB) kuruldu. Bankanın kur politikaları henüz belli değildi. Piyasalarda, Euro’nun dalgalanmalara maruz kalacağı öngürülmekteydi.

5 Ocak 1999: Euro’nun dünya piyasalarında ilk işlem gördüğü gün. 1 Euro, Amerikan Doları karşısında 1.19 değerine yükseldi.

3 Aralık 1999: 1 Euro ilk kez 1 Amerikan Doları’nın altında işlem gördü.

25 Eylül 2000: Güçlü Amerikan Ekonomisi desteğiyle Amerikan Doları sürekli değer kazanmakta Euro ise değer kaybetmekteydi. Euro’ya destek vermek amacıyla Amerikan Merkez Bankası Federal Reserve, Avrupa Merkez Bankası ve Japon Merkez Bankası Euro’ya ortaklaşa müdahele ettiler.

29 Eylül 2000: Danimarka’da yapılan referendum sonucunda Danimarka Euro alanı dışında kalmaya karar verdi.

1 Ocak 2001: Yunanistan, Euro alanına 12. üye olarak dahil oldu.

Euro’nun Tedavüle Çıkışı Öncesinde Dünya Ekonomisi

Euro’nun kaydi olarak ortaya çıkışı Amerikan Ekonomisi’nin çok güçlü olduğu bir döneme isabet etmiştir. Amerikan Doları, özellikle 1996’dan itibaren sürekli değerlenmekteydi. Asya krizi de yeni yeni hafiflemekteydi. Bu nedenle, Euro’nun kaydi olarak ortaya çıkış tarihi Euro açısından çok da şanslı bir tarih değildir. 1 Ocak 2002 öncesinde, dünya ekonomilerinin durumuna bakıldığında yine olumlu bir ortamdan söz edilemez. G.S.Y.İ.H.’nin (Gayrisafi Yurtiçi Hasıla) bir yılın iki çeyrek döneminde üstüste düşüş göstermesi resesyon olarak kabul edilmektedir. Dünya ekonomisinin yılda yüzde 2’nin altında büyümesi de resesyon olarak tanımlanmaktadır.

Nitekim dünya ekonomisinin 1975, 1982 ve 1991 yıllarında yaşadğı resesyonlarda büyüme rakamları sırasıyla yüzde 1.9 yüzde 1.2 ve yüzde 1.4 olarak gerçekleşmiştir. 2002’ye girilirken, neredeyse resesyon olarak tanımlanabilecek konjonktür, çok ciddi bir gelişmeyi gündeme getirmektedir. Bugüne kadar, reseyona giren ülkelerin olumsuz koşullarını bertaraf edebilecek başka ekonomilerin varlığı gözlemlenmekteydi.

Ancak bügün, Kuzey Amerika, Avrupa, Latin Amerika ve Asya ekonomilerinin tamamı durgunluk içindedir. Bugüne kadar hiçbir durgunluk, böylesine geniş bir coğrafyada ve aynı anda yaşanmamıştır.

Amerikan Ekonomisi’nin artan ithalat talebi ile dünya ekonomisindeki hacmi büyümektedir. A.B.D. Ekonomisi’nde görülecek bir olumsuzluğun dünya ekonomilerindeki olumsuz etkileri de büyüyen bu hacme parallel olacaktır. Solomon Smith Barney tarafından yapılan bir çalışmaaya göre, A.B.D. 1992’de yatırım mallarının yüzde 25’ini ithal ederken bugün yüzde 40’nın ithal etmektedir. A.B.D.’nin yıllık ithalatının dünya ekonomisinin toplam G.S.Y.İ.H’ne oranı 1990’da yüzde 3 iken, bugün yüzde 6’dır.

ABD’nin 2000’in 2. çeyreğinde yüzde 20 oranında artan ithalat talebi, 2001’in aynı döneminde yüzde 10 düşmüştür. ABD’nin bilgi tekonolojisi sektöründeki ithalat talebi 2000 ‘nin 2. çeyreğinde yüzde 20 arttmışken 2001’in 2. çeyreğinde yüzde 50 azalmıştır. Sonuçta, bilgi teknolojisi ihracatında önde gelen Singapur’da 2001 başından Ağustos’a kadar imalat sanayi üretimi yüzde 21.4 oranında düşmüştür.

Dünya imalat sanayi, 2001’in ilk yarısında yıllık yüzde 6 daralmıştır. Amerikan ekonomisi, 2001’in 3. çeyreğinde yıllık yüzde 0.4 küçülmüştür.

ABD’de işsizlik, Eylül’de yıllık yüzde 4.9’dan Ekim’de yüzde 5.4’e yükselmiştir. Almanya’nın önde gelen ekonomik araştırma enstitüleri, 2001 sonuna ilişkin Almanya’da büyüme tahminlerini yüzde 0.7’ye çekmişlerdir. Japonya Merkez Bankası’nın tahminleri, Japon Ekonomisi’nin Mart 2003’e kadar küçüleceğine işaret etmektedir. İş ve tüketici güven endeksleri tüm gelişmiş ve gelişen ülkelerde düşmektedir.

Avrupa’nın en büyük ekonomisine sahip olan Almanya son yıllarda sermaye malları ihracatına giderek daha bağımlı hale gelmiştir. Euro’nun değer kaybı, Almanya’nın sermaye malları ihraç eden endüstrilerine olumlu yansımıştır. Ancak, hem Arjantin kaynaklı bir durgunluk ile Latin Amerika’da hem de son 10 yılda 4 kez resesyona giren Japon Ekonomisi’nin etkileriyle Asya’da yatırım ve sermaye malları talebi daralmaktadır.

Böylesine olumsuz koşullarda, Avrupa Merkez Bankası’nın ve Avrupa ekonomilerini yakından ilgilendiren Amerikan Merkez Bankası’nın para politikaları, hassas dengeler üzerinde önemli rol oynamaktadır.

Avrupa Merkez Bankası ve Para Politikası Prensipleri

Euro alınında, para politikasının oluşturulmasında görülen etkinsizliğin temelinde Avrupa Merkez Bankası’nın kurumsal işleyişi yatmaktadır. Avrupa Merkez Bankası Yönetim Konseyi (Governing Council) 12 Euro alanı ülkesi temsilcilerinin katılımıyla 18 üyeden oluşmaktadır. Her ülkenin farklı enflasyon ve büyüme oranlarına sahip olmaları bu konseyde karar alınmasını zorlaştırıcı bir unsurdur.

Avrupa Merkez Bankası Başkanı, Yönetim Konseyi’nde ortaya atılan görüşleri bir konsensüse bağlama görevi üstlenmektedir.

Amerikan Merkez Bankası Başkanı ise, faiz oranlarını olağanüstü gelişmeler dışında yılda 8 kere değerlendirmeye alan Açık Piyasa Komitesi (Federal Open Market Committee)’nin karar alma sürecinde çok daha baskın bir rol üstlenebilmektedir. Bu anlamda, her iki merkez bankası başkanlarının faiz oranları üzerindeki etkileri ciddi bir farklılık göstermektdir.

Maastricht Antlaşması gereği, Avrupa Merkez Bankası’nın ana görevi fiyat istikrarını sağlamaktadır. Bir Euro alanı üyesi ülkenin ulaşabileceği en yüksek enflasyon oranı yıllık yüzde 2’dir. Euro’ya geçiş öncesinde Euro alanına dahil olmak isteyen ülkeler, İstikrar ve Büyüme Antlaşması (Stability and Growth Pact) gereği bazı makro ekonomik kriterleri yerine getirmek durumundadırlar.

Buna göre yıllık en yüksek yüzde 2 enflasyon ve en yüksek yüzde 3 Bütçe Açığı/G.S.Y.İ.H. oranlarını tutturmuşlardır. Sözkonusu oranlar birer hedef olmayıp izin verilen en yüksek seviyeleri ifade etmektedir.

Yüzde 3’lük Bütçe Açığı/G.S.Y.İ.H. oranının aşılması durumunda ilgili ülke yıllık G.S.Y.İ.H.’sinin yüzden 0.5’i oranında cezaya tabidir.

Ancak bu ceza, oranın aşılması durumunda kendiliğinden işlememekte, Avrupa Komisyonu ve tüm üye ülkelerin katılımını gerektiren uzun bir onay süreci sonunda karara bağlanmaktadır. Oranın üye bir ülkede aşılmasına izin verilmesinin koşulu, o ülkenin yıllık yüzde 0.75 küçülmesidir.

Avrupa Merkez Bankası, enflasyon odaklı bir para politikası uygulamakta, büyümeyi ikinci planda tutmaktadır. Euro alanından Eylül 2001 itibariyle yıllık enflasyon yüzde 2.5’tir. Büyüme rakamı ise 2001 yılı ikinci çeyreği itibariyle yıllık yüzde 0.2’dir ve 2000 yılı beklentilerinin çok altında seyretmektedir.

Faiz Oranlarının Belirlenmesi

Avrupa Merkez Bankası’nın büyüme ve istihdam desteklemekle ilgili bir yasal zorunluluğu yoktur. Oysa, Amerikan Merkez Bankası, fazi oranlarını belirlerken fiyat istikrarı yanında büyüme ve istihdamı da para politikası belirleyen unsurların içine dahil edilmektedir.

Avrupa Merkez Bankası’nın faiz oranlarını indirmemekte direnmesi uluslararası finans çevrelerince eleştirilmektedir. Oysa Amerikan Merkez Bankası fazi oranlarını yıllık yüzde 2.5 seviyesine kadar indirmiştir. Avrupa Merkez Bankası’nın en son belirlediği faiz oranı yüzde 3.75’tir. Faiz oranı indirmenin A.B.D.’de Avrupa’ya oranla daha etkili olacağı açıktır. Bunu nedeni, A.B.D.’de finans piyasalarının Avrupa’ya gore çok daha derin olması ve milli gelirde daha yüksek paya sahip olmasıdır.

Ayrıca, Avrupa ekonomilerinde kamu kesiminin payı, A.B.D.’ye oranla daha yüksektir. Avrupa’da iş kanunlarının A.B.D.’deki iş kanunlarına gore katı olması da büyüme ve istihdam üzerinde özellikle kriz dönemlerinde olumsuz etkiler yapabilmektedir.

Ancak, iş kanununları ile ilgili tartışmaların temelinde, A.B.D. ile Avrupa arasınsaki refah devleti, sosyal devlet gibi kavramların farklı yorumu ve ideolojik faktörlerin etkisi de unutulmamalıdır.

Parasal Stratejiler

Avrupa Merkez Bankası’nın para politikası stratejilerini belirlerken kullandığı iki temel unsur, geniş tanımlı para arzı M3 ve enflasyonist beklentileri etkileyen temel değişkenlerin değerlendirilmesidir. M3 para arzında yılda yaklaşık yüzde 4.5’lik bir genişleme öngürülmektedir.

Enflasyonist beklentileri etkileyen genel ücret düzeyi, döviz kurları, bono fiyatları, iş ve tüketici güven endeksleri v.b. değişkenler yakından izlenmekte ve bu değişkenlerde meydana gelen değişmeler, Avrupa Merkez Bankası’nın para politikasına yön vermektedir.

2001’in Mayıs–Temmuz döneminde M3 para arzında yıllık ortalama artış yüzde 5.9’dur. Hedeflenenden daha yüksek gerçekleşen bu oran üzerinde, Avrupa Merkez Bankası’nın yorumu, genişlemenin hisse senetleri piyasasında son dönemde görülen zayıflamayı yansıttığı ve “geçici” olduğu yönündedir. Enflasyonist beklentiler ise içinde bulunulan dünya ekonomisi koşullarında talep yönlü olmayacaktır.

A.B.D.’deki yavaşlama ve Japonya’daki resesyon etkisiyle dış talepte görülen düşüş ve Euro alanında tüketici fiyatlarında geçmiş dönemde meydanana gelen artış nedeniyle reel kullanılabilir gelirde meydana gelen azalış bu yorumu destekler niteliktedir. Nitekim, 2001’de Euro alanı G.S.Y.İ.H. rakamına ilişkin beklentiler tüm uluslararası ekonomi kuruluşlarınca aşağı çekilmiştir. Bu ortam, önümüzdeki dönemde yatırım harcamalarındaki artış beklentisini kırmaktadır.

Euro’ya İlişkin Temel Bilgiler

12 ülkede 300 milyon kişinin kullanacağı Euro, 14 milyar adet banknot ve 50 milyar adet madeni para ile tedavüle girecektir. Banknotlardaki pencere, kapı ve köprü figürleri Avrupa’nın tarih, kültür ve ortak değerlerini temsil etmektedir. Figürler açıklık ve işbirliğini vurgulamaktadır. Banknotlar, 1996 yılında Avrupa Para Enstitüsü’nün açtığı bir yarışmayı kazanan Avusturya’lı Robert Kalina tarfından dizayn edilmiştir. Banknotlar yedi ayrı kupür (5, 10, 20, 50, 100, 200, 500) olarak hazırlanmıştır.

Banknotların ve madeni paraların güvenlik unsuru büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla, tüm kamuoyu, Euro alanı dışındaki merkez bankaları ve finans kuruluşları yeni paranın özellikleri konusunda bilgilendirilmiştir.

Euro alanında ve bu alan dışında kalan ülkelerde dönüşüme tabi olacak para birimleri cinsinden varlığı (mevduat, bono, alacak vb.) olan kişi ve kurumlar, varlıklarının değerinde ne gibi bir değişme olacağını merak etmektedirler. Dönüşüme tabi olacak para birimleri sabit bir parite ile Euro’ya çevrilecektir. Pariteler, 31 Aralık 1998’de belirlenmiştir ve değişmesi söz konusu değildir.

1 Euro

BEF 40,3399     FRF 6,55957       LUF 40,3399      PTE 200,482

DEM 1,95583    IEP 0,787564      NLG 2,20371     FIM 5,94573

ESP 166,386      ITL 1.936,27      ATS 13,7603      GRD 340,750

BEF: Belçika Frangı, DEM: Alman Markı, ESP: İspanyol Pezetası, FRF: Fransız Frangı
IEP: İrlanda Lirası, ITL: İtalyan Lireti, LUF: Lüksemburg Frangı, NLG: Hollanda Florini
ATS: Avusturya Şilini, PTE: Portekiz Esküdosu, FIM: Finlandiya Markkası, GRD: Yunan Drahmisi

Dolayısıyla, aşağıda sıralanan para birimleri cinsinden varlığı olanlar, dönüşüm nedeniyle zarara uğramayacaklardır. Portföyünde Alman Markı, Fransız Frangı, Hollanda Floroni, İtalyan Lireti, ya da yukarıdaki tabloda gösterilen para birimleri cinsinden varlığı olanlar herhangi herhangi bir bankada Euro cinsinden hesap açtırarak bu varlıklarını Euro’ya dönüştürebileceklerdir.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta, paraların 28 Şubat 2002 tarihine kadar tedavülde kalabileceği, ancak bu tarihten sonra da Euro’ya çevrilebileceğidir.

Dönüşüme tabi olan Avrupa para birimleri cinsinden hazırlanmış sözleşmelerin geçerlilik durumu da önemli bir konudur. 1 Ocak 2002’den önce Euro alanı para birimleri cinsinden düzenlenmiş tüm sözleşmeler içerdikleri tüm hükümlerle geçerliliklerini koruyacaktır. Ancak, sözleşmeler gereği bir ödeme söz konusu olduğunda, ödeme tutarı, yukarıdaki tabloda gösterilen sabit paritelerle Euro’ya çevrilecek ve ödeme gerçekleştirilecektir.

Ve Bazı Zorluklar

1 Ocak 2002’den sonra mal ve hizmet fiyatlarındaki dalgalanmalara ilşkin değişik görüşler bulunmaktadır. Avrupa Bankacılık Federasyonu’nun görüşleri, ticari mallarda homojenliğin daha yüksek olmasının dönüşüm nedeniyle bu malların fiyat oluşumlarında büyük hareketlilikler yaşanmayacağını ortaya koymaktadır. Hizmet sektörlerinde ise ürünlerin değerlerinin ölçülmesi bazı zorluklar yaratabilecektir. 1 Ocak 1999’dan bu yana, Euro alanı ülkelerinde mal ve hizmet fiyatları Euro cinsinden de etiketlenmektedir. Avrupa Komisyonu’nun yaptığı bir çalışma, Avrupalı’ların yüzde 64’ünün 1 Ocak 2002’den sonra fiyat artışı beklediğini göstermektedir.

Euro’nun diğer para birimleri karşısında değerinin ne olacağı da merak konusudur. 1 Ocak 2002’nin Euro’nun Amerikan Doları, Japon Yeni ya da İngiliz Sterlini karşısında alacağı değer ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Euro, tüm dünya para birimleri karşısında 1 Ocak 1999’dan bu yana zaten işlem görmekte ve piyasa koşulları içinde değerini bulmaktadır.

Ancak, Euro’nun Amerikan doları karşısındaki değeri özellikle izlenmektedir. Euro’nun değeri, Avrupa Merkez Bankası’nın kamuoyundan destek alabilmesi açısından önemli görülmektedir. Anketler, Euro’yu kullanacak 300 milyon Avrupalı’nın Euro hakkında pek bilgi sahibi olmadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, Alman vatandaşlarının 2. Dünya Savaşı’nın ardından güçlenen Alman Ekonomisi’nin sembolü olarak gördükleri Deutsche Mark’tan vazgeçmek istememeleri gibi milli ve duygusal faktörler Euro’nun arkasındaki kamuoyu desteğini zayıflatmaktadır.

Nitekim, İngiltere gibi Avrupa Birliği’nde büyük öneme sahip bir ülkenin Euro’ya girmek istememesi ve Danimarka’nın Euro’yu reddetmesi de Euro’ya desteği zayıflatmıştır.

Euro ve Türkiye

Türkiye’nin Euro ile ilgili ciddi bir değişiklik yaşaması söz konusu değildir. Avrupa Merkez Bankası, diğer merkez bankalarına Euro banknot ve madeni para dağıtımı kapsamında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na da Aralık ayında gerekli miktarda Euro banknot ve madeni para gönderecektir.

Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş’in bir süre önce gündeme getirdiği Türkiye’nin Euro kullanıcısı bir ülke konumuna gelmesi de olgunlaşmış bir tartışma değildir. 15 üyeli Avrupa Birliği ülkelerinin 12’si Euro kullanmaktadır ve Avrupa Birliği üyesi olmak Euro alanına dahil olma zorunluluğunu getirmemektedir. Türkiye’nin Euro ile ilgisini tartışmak yerine Avrupa Birliği ile ilişkilerini özetlemek gündemi tartışmak adına daha yararlı bir yaklaşımdır.

Türkiye’nin Avrupa ile ilişkileri son dönemde sorunlu şekilde yoğunlaşmıştır. Genişleme sürecindeki Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı tutumu, Türkiye’nin demokratikleşmesi, Avrupa’nın NATO’dan bağımsız bir akeri güç yaratma stratejisi ve Kıbrıs sorunu üçgeninde belirlilik kazanmaktadır.

Avrupa Birliği, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni Kıbrıs’ın tek hükümeti olarak görmektedir. Bu nedenle, Kıbrıs’ın tümünü Avrupa Birliği’ne dahil etmek istemektedir. Türkiye, Avrupa Birliği’nin NATO’nun asgari olanaklarından yararlanma isteğini NATO’da veto edeceğini her fırsatta dile getirmektedir.

Avrupa Birliği de Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin genişleme sürecine dahil olamayacağını belirtmektedir. Özetle, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri tam bir taktik savaşına sahne olmaktadır. Bu taktik savaşının ilişkilerde bir kriz yaratacağı kesindir.

11 Eylül saldırılarının Avrupa’nın yeni savunma stratejisine etkileri de önemlidir. Avrupa’nın bu konuda bir adım atması, Amerika’nın desteği olmadan mümkün değildir. Bugünkü siyasi konjonktrürde, Avrupa’nın savunma stratejisi konusunda ısrarlı olması, kendi çıkarları açısından olumlu sonuçlar ortaya koymayacaktır. Dolayısıyla, A.B.D. Afganistan’daki savaşa odaklanmışken ve Türkiye savaşa asker gönderen 3. ülke konumundayken bu konu kısa vadede gündeme gelmeyecektir. Diğer bir ifadeyle, Türkiye- Avrupa Birliği ilişkilerinde doğabilecek bir kriz, 11 Eylül 2001 itibariyle ertelenmiştir.

Acguis Communautarie

Avrupa Birliği’nin demokratikleşmeden çevre konularına, temel ekonomik prensiplerden iş kanunlarına kadar tüm kurallarını içeren ve “acquis communautarie” adı veilen 31 bölümlük ve 80 bin sayfalık bir kurallar kitabı bulunmaktadır.

Avrupa Birliği adayı ülkeler, 31 bölüm üzerinde müzakerelere vararak Avrupa Birliği normlarına uygun gerekli düzenlemeleri yapmak ve yasaları çıkartmak zorundadır. Avrupa Birliği ile üyelik görüşmelerinin başlaması, asıl olarak bu sürecin başlamasını ifade etmektedir. Türkiye ise bu süreçten bir hayli uzaktadır.

Kısaca, 1 ocak 2002 tarihi Türkiye için pek bir anlam ifade etmemektedir. Ancak, konuya bir iktisatçı gözüyle yaklaşılınca, makro ekonomi, para teorisi, entegrasyon teorileri ve dünya ekonomi tarihi adına bu yazıda özetlemeye çalışıldığı üzere analiz edilecek pek çok konu başlığı bulunmaktadır.