Pages

Tuesday, October 18, 2011

Cari Açık

Üzerinde o kadar çok konuşuldu ve yazıldı ki, artık söyleyecek yeni bir şey kalmadı aslında. Ama yine gündemde kalmaya devam edecek şu cari açık. Fakat, bu defa farklı bir düzlemde tartışacağız cari açığı ki bu sağlıklı bir gelişme. Eskiden herkes, konuyu sadece faiz/kur düzleminde konuşurdu. Şimdi ise yapısal değişikliklerden söz edilmeye başlandı. Sağlıklı olan gelişme de bu zaten. Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, bir ara T.C.M.B. ile sürekli kur üzerinden atışır, ihracatı teşvik edici şekilde hareket edilmediğinden ve TL’nin aşırı değerlenmiş halinden şikayet ederdi. Şimdi ise, sektörel teşviklerden, analizlerden, yurtdışı pazarların araştırılıp rekabet avantajlarımızın neler olduğunun görülmeye çalışılmasının derdinde. Bu girişimler yetmez ama evet.

Cari açık her ne kadar potansiyel bir krizin sebebi olabilecekse de aslında kendisi bir sonuç. Neyin sonucu? Türkiye’de uzun yıllar hüküm süren yüksek faiz/düşük kur olgusunun bir sonucu. TL’nin aşırı değerli olması ve bu nedenle ithalatın ucuz, ihracatın uluslararası piyasalarda nispi olarak pahalı olması durumunun bir sonucu. Bu durum da yeni bir durum değil.

Madem ki serbest piyasa koşullarındayız, o halde kurun ve faizin hangi seviyede olması gerektiği tamamen arz-talep dengelerine terk edilmeli diye düşünebiliriz. Nitekim, liberal görüşler böyle bir yaklaşımı destekler. Döviz ve fon fiyatlarının piyasa koşullarında serbestçe oluşması ve oluşan fiyatların piyasanın sahip olduğu tüm piyasa enformasyonunu içerdiği ve oluşan fiyatın her koşulda doğru olduğu böyle bir yaklaşımın tezidir. Ancak, hepimiz biliyoruz ki piyasalar böyle çalışmıyor. Üstelik, tam serbestiyle çalışan piyasalar sözkonusu olsa bile bir ülkenin para biriminin aşırı değerlenmiş olması sonucu ortaya çıkabiliyor. Kur ve faiz cephesindeki bu olgunun ödemeler dengesi üzerindeki etkisi de dış ticaret açığı yoluyla cari açık olabiliyor. Bu sonucun reel ekonomi üzerindeki etkisi de o ülkenin yerli sanayisinin belli bölümlerinin hasar görmesi ya da yok olması şeklinde kendini gösterebiliyor.

Türkiye, uzun yıllardır ithalat kompozisyonunda ara malı, hammadde ve yatırım malı ithalatının en az %80-85 dolayında yer kapladığı bir yapıya sahiptir. Bu nedenle, Türkiye ekonomisinin cari açık nedeniyle gördüğü hasar temel olarak kendi yan sanayisinde kendini göstermiştir.

Yüksek cari açık kısa vadeli sermaye ile fonlanıyorsa – ki Türkiye’deki durum da sıcak para girişi yoluyla budur - bir ülkenin para değerindeki ani düşüşlere karşı o ülkenin ekonomisini duyarlı bir hale getirir. Türkiye ekonomisi, doğrudan yatırım yoluyla uzun vadeli sermayeyi yeteri kadar çekemediği için yıllardır kısa vadeli sermaye (tasarruf) ile kendi çarklarını döndürmeye çalışmıştır. Bu süreci tersine çevirecek önlemleri de almamıştır. Önlemler konusunda da yıllar süren görüş ayrılıkları sözkonusudur.

Cari açığa karşı alınacak önlemlere karşı bir cephe faiz ve kur politikalarının değişmesi gerektiğini söylerken, diğer cephe maliye politikası ve mikro politikalar ekseninde gerçekleşecek yapısal reformlarla cari açık sorunuyla baş edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Serbest piyasa koşullarında ve küreselleşme olgusu nedeniyle giderek güçlenen piyasalar karşısında merkez bankalarının gücü zayıfladığı için kur ve faiz politikalarıyla soruna kalıcı bir çözüm bulunması kanımca imkansızdır ve imkansızdı. Devreye, yapısal reform nitelikli politikalar girmeliydi. Ancak, populist politikalar, politik beceriksizlikler, yönetim zaafiyetleri, vs. gibi nedenlerle yapısal önlemler alınamadı. Türkiye, zaten bu gibi nedenlerle 1990’ları neredeyse her alanda kaybetti. Sonuç itibariyle, yıkılan, yok olan sektörleri ölmeden ayakta tutacak, teşvik edecek çeşitli yapısal önlemler devreye sokul(a)madı. Vergide , sosyal güvenlikte, bölgesel ve sektörel kalkınmada, iç tasarrufları arttırmada hiçbir şey yapılmadan geçen yıllar sonunda cari açık Ağustos 2011 itibariyle $75 milyar seviseyine oturdu. Dış ticaret açığı da $100 milyarı geçti.

Türkiye, ithalat yapmadan üretim yapıp ihracat yapamıyor. Dış ticaret açığının da hemen hemen yarısı enerji ithalatından geliyor. Diğer alanlarda da kendi sanayisi çökmüş durumda olduğu için ithalatı ikame edemiyor.

Özetle, cari açığın çözümü ne kurda, ne faiz oranında. Yani, kısa vadede çözümü yok. Büyümeyi yavaşlatıp, cari açığı küçültmeye çalışırken yapısal önlemler alınmaz ve reformlar yapılmazsa yazık ederiz ekonomimize. Hükümetin açıkladığı orta vadeli planda once büyümeyi yavaşlatmak ve bu yolla cari açığı daraltmak ve aynı zamanda yapısal önlemler almak da var ama yapısal önlemler kısmındaki detaylar çok önemli. Bu konuda kaybedecek vakit yok. Aksi takdirde, dünya krizden çıkar, biz yine genişleyen bir cari açıkla kalırız başbaşa.

Arda Tunca
(İstanbul, 17.10.2011)

http://www.dunya.com/cari-açık-çözüm-uzun-vadade_137378_haber.html