Pages

Friday, June 10, 2011

Nietzsche Ağladığında

Nietzsche Ağladığında adlı kitabı uzun süredir okunacak kitaplar listemde tutmama ve bu kitap da yayınlanalı yıllar geçmiş olmasına rağmen ben yeni okuma fırsatı buldum. Lou Salome ekseninde dönen ilginç aşk hikayeleri ve Lou Salome ile Nietzsche arasındaki mektuplaşmaları okuyor olmam özellikle teşvik etti beni bu romanı okumaya. Kitap, Friedrich Nietzsche ve Josef Brauer arasında gerçekte yer almamış olan bir dizi terapi görüşmeleri sırasında bu iki karakterin arasında gerçekleştiği hayal edilen diyaloglara odaklanmış. Yazar Irwin D. Yalom, bu hayali diyalogları çok başarılı bir kurgu içinde sunmuş. Diğer bir değişle, sözkonusu iki karakteri de tarih, felsefe ve gerçek olaylar çerçevesinde başarıyla konuşturmuş ve bunu yaparken de psikoloji ve felsefeyi bir roman formatında harmanlamış.

Romanı okurken, her zaman çok keyifli bir yer olduğunu düşündüğüm Viyana ile ilgili betimlemeler ve atıfta bulunulan yerlerin orjinal Almanca isimleri ile anılması da kendi geçmişim ile romanın anlattıkları arasında farklı bir bağ kurmama sebep oldu. Ancak, roman hakkında şu ana kadar yazdıklarım bir yana, romanın sonuna doğru Nietzsche ile Breuer arasında geçen “dolu dolu yaşamaya dair” diyaloglar ve Breuer ile karısı Mathilde arasında geçen tartışmalar kitaba son sayfalarda adeta daha da yapışmama neden oldu. Yaşamı sonuna kadar, doya doya tüketmek, kişinin kendi içindeki “beni” bulması için verilen yoğun içsel mücadeleler, kapana kısılmışlık duygusundan ve hayatın tercihler dışında dayattığı tüm koşullardan kurtulma ve zincirlerini kırma çabası, v.s. “Anın sonsuzluğu” ve yaşanacak herşeyi cesaretle göğüslemek için insanın sahip olduğu inanılmaz motivasyon. Yani, insanın kendi içindeki insanı ortaya çıkarması ve onu yaşatması için amansız savaşı. Roman boyunca Nietzsche ile Breuer arasındaki tüm konuşmalar ardı arkası kesilmeyen ağır felsefi sorgulamalarla sonuçlanıyor ve bağlanıyor. Romanın çözüm kısmından doğal olarak böyle bir durum beklenir ama insan o satırlarda kendini okur gibi buluyorsa kendini, eserin kişiyi etkileme gücü bir hayli artıyor tabii ki.

Arda Tunca
(İstanbul, 14.05.2011)