Pages

Friday, March 18, 2011

2011 Japonya Depremi

2. Dünya Savaşı’ndan beri yaşanan en büyük felaketle karşı karşıya Japonya. Depremle nasıl baş edilebileceğini çok iyi bilen bir ülke. Nitekim, yaşanan felaket nükleer santraldeki patlama dışında depremden değil, tsunamiden geldi büyük ölçüde. Nükleer santraldeki patlama, depremden kaynaklanan ve tüm nükleer santral projeleri konusunda tüm dünyayı bir kez daha düşünmeye sevkeden bir durum. Yaşananların fay hatları üzerindeki Türkiye’de de olma olasılığını düşünmek dahi istemiyorum.

Japonya’daki depremin ekonomik boyutlarını herkes konuşuyor son günlerde ama Türkiye’de olayı yorumlayanların ağzından çıkan rakamların doğru düzgün bir temeli olup olmadığını tam anlamış değilim. Herkes bir anda bir depremin olası ekonomik etkileri üzerine uzman kesildi. Herkes nokta atışı niteliğinde tahminler yapma peşinde. Çok az sayıda aklı başında insan depremin meydana geldiği bölgenin hangi ekonomik değişkenleri hangi boyutta etkileme potansiyeline sahip olduğu üzerine yorumlar yaptı. Pekçok kişi hasarın yol açtığı zarar rakamını tahmin etmeye çalışıyor. Sanki yıkılan bina, köprü, yok olan yollar ve tarım arazilerindeki ürünlerin ne kadarının zarar gördüğünü biliyorlar da oturup Türkiye’den ahkam kesiyorlar. Bu, nasıl yapıldığını bir türlü anlayamadağım hesaplamalara kafayı takarak internet üzerinde bazı verilere ben de ulaştım ve mütevazi ekonomi bilgimle bulduğum rakamları harmanlayarak bazı sonuçlara ve aklı başında tahminlere ulaşmaya çalıştım. Bunları da aşağıda paylaşıyorum.

Öncelikle depremin ve ardından da tsunaminin vurduğu bölgeye baktım: Miyagi, Iwate ve Fukushima. Bu bölgenin Japonya’nın gayrisafi yurtiçi hasılasındaki payı %4.1. Ancak, bu 3 kente yakın Tohoku ve Hokkaido gibi ülkenin sermaye stoğunda ve sosyal altyapısında hatırı sayılır bir öneme sahip komşu bölgelerine de gözümüzü çevirdiğimizde bu defa gayrisafi yurtiçi hasılanın %11.8’ine ulaşıyoruz. Buraya kadar, deprem ve tsunaminin en şiddetli boyutta etkilediği bölgenin Japonya’nın milli gelirindeki payını görmüş olduk.

Japonya’da, nükleer santralde meydana gelen patlama nedeniyle Tokyo ve civarındaki bölgenin (İbaraki, Tochigi, Gunma, Saitama, Chiba, Kanagawa, Yamanashi ve Shizuoka) Nisan ayı sonuna kadar %25 oranında elektrik kesintilerine gitmesi kararı alındı. Bölge, ekonomi için son derece önemli bir bölge ve enerji ihtiyacının yeteri kadar karşılanamamasıyla üretim potansiyelini piyasa talebi doğrultusunda karşılayamayacak. BNP Paribas’nın bir raporundan okuduğum kadarıyla da Tokyo ve civarındaki bölgenin elektrik ihtiyacının sadece Nisan ayı sonuna kadar %25’inin karşılanamayacak olması bölgedeki ekonomik faaliyetleri %13 oranında azaltıyor ki bunun milli gelir rakamlarındaki karşılığı 2011 için %2 oranında düşüş. Elektrik kesintilerinin bu yılın ikinci çeyreğinin tamamına yayılması halinde ise mili gelirdeki azalmanın %2 oranında olacağı hesaplanıyor. Buradaki analiz de sadece elektrik kesintilerinin hangi bölgede meydana geleceği ve bu bölgenin üretim rakamlarının milli gelir üzerindeki etkisinin elektrik kesintileri nedeniyle ne boyutta olabileceğini ortaya koymaya çalışıyor.

Japonya’daki felaketin ekonomik boyutunu kısa vadeli ve orta-uzun vadeli analiz ayrımlarını iyi yaparak görmek gerekiyor. Kısa vadede milli gelir, istihdam, üretim kapasitesi ve kapasite kullanım oranları gibi değişkenlerin büyük hasar göreceği kesin. Ancak, orta vadede ya da uzun vadede bu oluşan hasarın giderilmesi için büyük bir altyapı yatırımları dönemine girileceği de kesin. Yine, zarar gören bölgenin hasarının 20 trilyon Japon Yeni (yaklaşık 250 milyar Dolar) civarında olduğu 1995’teki Kobe depreminin sonunda zarar gören bölgedeki 10 trilyon Japon Yen’lik hasarla karşılaştırılarak ortaya konuyor. Kobe depremi ile yapılan karşılaştırmalar, son depremdeki hasarın ancak 4 yıllık bir altyapı yatırımlarıyla yeniden ekonomiye kazandırılabileceğini söylüyor. Bu altyapı yatırımlarının başlaması için gerekli hazırlık dönemi büyük olasılıkla 2011 yılının 3. çeyreğinin sonuna doğru tamamlanabilecek. Dolayısıyla, ilgili ekonomik değişkenlerdeki düzelme de ancak sonbahar aylarında açıklanan rakamlarla ufak ufak ortaya çıkmaya başlayacak.

Altyapı yatırımlarının başlaması için en önemli nokta, zarar gören ulaştırma altyapısının (başta limanlar olmak üzere) bir an önce yeniden devreye alınabilmesi olacak. Zira, diğer altyapı yatırımları için gerekecek mal girişlerinin sağlanması gerekecek.

Hanehalkları ve yatırımcılar cephesinde ise likit kalma saikiyle hareket edecek geniş bir kesim tüketim harcamalarının ekonomiye yeterli desteği vermesini engelleyecektir. Ayrıca, kültürel anlamda da tasarruf eğiliminin çok yüksek olduğu bir ülkeden söz ettiğimizi de unutmamalıyız.

Şimdi de, yukarıda anlatılan değerlendirmeler kapsamında Japonya’nın kamu maliyesi, büyüme ve enflasyon cephelerinde, yani çok temel makro ekonomik konularda önümüzdeki dönemde nasıl bir seyir izleyeceğine dair tahminlerde bulunalım. Japonya’da kamu açıklarının gayri safi yurtiçi hasılaya oranı bugün için %180 civarındadır. 1995’teki Kobe depremi sırasında aynı oran %82 civarındaydı. Yani, bir hayli yüksek bir kamu açığı ile zaten kamu maliyesi disiplinine ihtiyaç duyan dünyanın 3. büyük ekonomisi – ki dünyanın tüm ülkelerinin toplam milli geliri içindeki payı da %6’dır – bu alanda kırılganlık göstermektedir. Japonya, önemli ölçüde uluslararası sermayeyi çekebilme yeteneğine sahip bir ülkedir. Ancak, eğer ki deprem nedeniyle oluşacak kamu açıklarının mali disiplini bozacağı düşüncesiyle ülkeden sermaye çıkışları başlarsa, Japonya’nın bugünkünden daha yüksek faizlerle borçlanması gündeme gelebilecektir. Bu da, kamu açıklarının daha da yükselmesi anlamına gelecektir.

Enflasyon cephesinde ise toplam arzdaki kısıntıların boyutu ve hanehalklarıyla firmaların harcamalarını ne ölçüde kesecekleri belirleyici faktörler olacaktır. Toplam arz tarafındaki sorunlar enflasyonist, toplam talep tarafındaki sorunlar da deflasyonist etkiler yapacaktır. Enflasyon konusunda, hangi cephenin kısa ve uzun vadede daha etkili olacağını tahmin edebilmek şu an için çok zor gözükmektedir. Ayrıca, talep cephesinde, emtia fiyatlarında meydana gelebilecek yükselişlere karşı belirli malların stoklanması yoluyla arızi etkiler de sözkonusu olabilecektir. Enflasyon verilerini izleyip, göreceğiz.

Büyüme ise kısa vadede sert bir fren yapacak, orta-uzun vadede ise altyapı yatırımlarının hız kazanmasıyla yükselişe geçecektir. Nitekim, 2011 için %1.5 civarında yapılan büyüme tahminleri, yukarıdaki veriler paralelinde -%0.4 ile -%0.7 arasında bir yerlere oturmuş durumda. Ancak, altyapı harcamalarıyla yeniden güç kazanacak olan ekonominin 2012’de %3.5 civarında bir büyüme sağlayacağı tahminler yapılmaktadır ki önceki tahminler %1.5-1.7 arasında değişmekteydi.

Bu yazıyı yazarken insanların şu anda yaşamakta oldukları acıları düşünerek kendimin neleri analiz ettiğini düşününce tuhaf bir suçluluk duyar gibi oldum ama bu veriler de hayatın bir parçası işte. Umarım bu analizleri Türkiye için de yapmak zorunda kalmayız bir gün.

Arda Tunca
(İstanbul, 18.03.20011)