Pages

Wednesday, May 26, 2010

Herşey Bende Gizli

"Herşey bizde gizli aslında" diye kendimle konuşmaya başlarken Can Yücel'in şiiri geldi aklıma geçen gün. Açtım, okudum şiiri. Sonra oturdum, düşündüm şiirdeki felsefeyi. Belki pekçok zaman doğru bu yazanlar ve kendi düşündüklerim dedim. Sonra, konu konu değişti fikirlerim. Kendime duyduğum saygı kadar saygınım çevremde, evet. Kendime karşı veremeyeceğim bir hesabım yok. Bu da tamam. Yani, her sabah traş olurken çok rahat bakıyorum kendime. Gülebildiğim kadar mutluyum, nefret ettiğim kadar kötüyüm, güneşin beni ısıttığı kadar sıcağım, v.s. Ama, sevdiğin kadar sevilmiyorsun her zaman. Herşey bende gizli diye düşünürken aslında öyle olmadığını bir anda vurdu yüzüme yaşam. Emek ve zaman gibi en değerli iki varlığını kullanıyorsun. Kalbinle, ruhunla serbest bırakıyorsun kendini. Sonra, bir anda dur diyorsun. Herşey sende gizli değil. Öyle sandın ama değil. Kendine gel. Yüzleş bu gerçekle ki kırılmasın kolun, kanadın. Yapacak bir şey de olmuyor beklemekten başka. Beklerken umut etmeli mi yoksa öldürmeli mi umutları? İnanmıyorsun Can Yücel'e de ama yine de keyifle okunuyor şu şiir nedense.

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren,

SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN...

Arda Tunca
(İstanbul, 26.05.2010)

Beyoğlu'nda 2010 Baharı

Bahar, cıvıl cıvıl havası ile insanın aklına "geldi mi, geliyor mu" gibi sorular düşürmeyecek tüm özelliklerini sunarak gelmiş bulunuyor. İstiklal Caddesi'nde kısa bir yürüyüş sonrasında açlığımı gidermek için Otto'ya attım kendimi. Cabarnet Savignon-Merlot karışımı bir kırmızı şarapla götürmekteyim öğle yemeğimi. 23 Nisan tatili hafta sonuyla birleşince herkes bir yerlere gitti. Ben de çok program yapmaktan hiçbir şey yapamadım sonunda.

Kalabalık, her zamankinden farklı İstiklal'de bugün. Turist ağırlıklı bir kitle Galata'ya doğru yürüyüp fotoğraf çekiyor durmadan. Ben de takıldım peşlerine biraz. Açlığa direnecek gücüm kalmayınca geri döndüm belli bir noktadan. Yürüyüş sırasında Dostlar Tiyatrosu'ndan Kerem Gibi oyununa biletimi de aldım. Nedense bahar aylarında daha bir keyifli oluyor sanatla haşır neşir olmak. Doğayla beraber duygular da uyanıyor. Kendince coşkuyla beraber garip bir hüznü de var baharın. Kıştan kalan yorgunlukların üzerimizdeki son tortuları mıdır yoksa beklentileri yüksek tutmaktan mıdır bu garip güneşli hüzün? Bilemiyorum!

Aslında, şu midem izin verse ve beni perişan etmese, Assos yollarından geri dönmesem, Refika'nın balkonundan Midilli, Sivrice Fener'i ve Behramkale Köyü'nü izleyerek içkimi içiyor olacaktım şimdi. Ya da Tuncel Kurtiz'in Zeytinbağı'nda Edremit Körfezi'ne baka baka meydan okuyabilirdim dünyaya. Oradan, dünyaya meydan okuma hissini tatmak için oraya gitmek lazım. Başka türlü anlamak mümkün değil bu hissi. İçim gidiyor bunları yapmaya ama içimdeki zehir izin vermedi.

Otto'dan ayrılıyorum şimdi. Güzel bir yemek, şarap ve ardından kazığımı da yedikten sonra ver elini Pera Müzesi. Bir de yalnız dalmasam şu keyiflere! Ama, şimdilik elden birşey gelmiyor. Dedim ya, sanatla ilgilenmek bir başka güzel baharda. Yalnızlığı gidermek de kalsın başka bir bahara.

Arda Tunca
(İstanbul, 24.04.2010)