Pages

Tuesday, December 21, 2010

2011 Seçimleri Öncesi C.H.P. Kurultayı

Basında çıkan parti kurultayları, kongreleri ya da toplantılarıyla ilgili haberleri pek okumam, takip etmem. Bu tip toplantılarla ilgili haberleri son derece sıkıcı ve kendi adıma da faydasız bulmuşumdur. Ancak, şu son C.H.P. kurultayı Türkiye'nin içinde bulunduğu pekçok özel koşul nedeniyle ilgimi çekti. Herşeyden önce 2011 seçimlerinde oy verip vermemek konusundaki fikirlerimi oluşturmak adına önemsedim bu kurultayı. Zira, ya C.H.P.'ye oy vereceğim ya da hiç oy vermeyeceğim. Ak Parti'nin 2002'den beri devam eden seçim ve her türlü halk oylaması başarılarının Türkiye'yi sürüklemekte olduğu noktayı düşündükçe ve hissettikçe güçlü ve etkin bir muhalefet alternatifinin büyük bir ihtiyaç olduğu gün gibi ortada. Herhangi bir demokrasi için iktidarın seçim zaferlerinden bağımsız olarak güçlü bir muhalefetin varlığının bir zaruret olduğu zaten her T.C. vatandaşının bildiği bir şey. Ancak, ama iktidarın, ama muhalefetin hangi ideolojiyi taşıması gerektiğini düşünmek ya da arzulamak ve bu konuda seçme hakkıyla iradeyi ortaya koymak elbette ki kişisel bir tercih ve hak. İktidarın ideolojisiyle problemim olduğu açık. Muhalefetin hangi ideolojiye sahip olması gerektiği konusundaki tercihlerimi de tatmin edecek herhangi bir siyasi oluşum ortada yok ama herşeye rağmen güçlü bir C.H.P.'yi pekçok nedenle arzuluyorum.

Ana muhalefet olmaya yakın olan parti M.H.P. ya da Saadet Partisi olsaydı tamamen depolitize olmuş bir tavır sergileyecek ve 2011 seçimlerinde oy kullanmayacaktım. Zira, %10'luk barajın varlığı gibi son derece gayri demokratik bir uygulama da beni son derece rahatsız ediyor. The Economist dergisi boşuna "melez rejim" olarak tespit etmedi Türkiye'nin konumunu onca dünya ülkesi için yaptığı demokrasi endekslemesinde.

C.H.P.'yi uzunca zamandır etkisiz, beceriksiz, ve daha da kaba bir tabirle kabız bir siyasi oluşum olarak görüyorum. Ancak, son kurultayda heyecanın doruğa çıktığı bir hava vardı C.H.P.'de. Kemal Kılıçdaroğlu'nun ne kadar yetenekli olduğu henüz çok net olarak bilinmese de - ki bence yetenekli olmadığını anlamak için çok da fazla sert testlerden geçirmeye gerek yok kendisini - parti içinde Deniz Baykal ve Önder Sav'ın miras olarak bıraktığı fitne ve fesatla uğraşmakta olduğu kesin. Kurultaydaki tavırlarıyla Deniz Baykal ve Önder Sav'ın ne derece ülkeyi ve ne derece kendilerini düşündükleri de fazlasıyla ortaya çıktı. Bu tavırlarıyla, yaptıklarının neye hizmet ettiğini düşünmeden edemiyor insan. Kimse sizi desteklemiyor. Kimse sizden medet ummuyor. Hala neyin peşinde bu adamlar? Hayatlarında yapacakları tek doğru şeyi yapıp çekip gitseler ortalıktan da bari iyice zedelenmiş saygınlıklarını biraz olsun kurtarsalar.

Kurultay bitti. Kemal Kılıçdaroğlu'nun partinin başına geçtiğinden bu yana yakaladığı coşku devam ediyor. 2011 seçimleri, kendisinin genel başkan olarak ilk seçimi olacak. Türkiye'nin demokratik geleceği adına, adalet adına C.H.P.'nin ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun 2011 seçimlerinde bir şansı ele geçirmesi gerekiyor mevcut koşullarda. Hafta sonu izlediklerimden sonra ben kararımı verdim. Bundan sonrası şahsım adına hiç önemli değil. Seçim mitingleri, propogandalar, v.s. beni etkilemeyecek. Yolu açık ve aydınlık olsun ülkemin.

Arda Tunca
(İstanbul, 20.12.2010)