Pages

Friday, November 5, 2010

Yaşadım Diyebilmek İçin

Bugün son nefesimi veriyor olsam yaşamın bana sundukları ya da benim yaşamı nasıl ele aldığım, yorumladığım ve sindirdiğime dair kendimle nasıl bir hesaplaşmam olurdu diye bir düşünce aldı aklımı geçenlerde. Uykuya dalmadan önce kulaklığı takmış, Nazım'ın sesinden şiirlerini dinliyordum yatakta o sırada. "Yaşamaya Dair" şiirini dinlerken ve şiirin sonundaki "yaşadım diyebilmen için" mısraını iliklerime sindirirken - ki hep isyan dolu bir haykırış olarak algılamışımdır bu mısraı - içim dolup taşıyordu adeta.

Neler biriktirebiliyoruz şu zıvanasından çıkmış yüksek temposunda yaşamımızın geleceğe dair? Benden sonraya neler kalacak benden sonrakilerin beni tebessümle anabileceği? Bu yazılar mı, herşeye rağmen süren hep gülme arzum mu?

Yirmibirinci asra dair fazla bir şey biriktirilemiyor yirmibirinci asırda. Yirmibirinci asrın 1 dakikası yirminci asrın 1 gününe eşitlendi sanki. Ne korkular, ne hasretler, ne sevinçler, ne acılar, ne arzular yaşanıyor sindirile sindirile, doya doya. Neresine gitsem dünyanın, hep aynı yemekler, aynı içkiler, aynı sohbetler, aynı dükkanlar ve daha da acısı davranışları bile aynılaşmış kadınlar ve erkekler. Yirmibirinci asır robotlar üretebiliyor ancak.

Araya sıkıştırılmış zamanlarında yaşamın, araya sıkıştırılmış duygular, araya sıkıştırılmış uğraşlar arasında içimden geldiğince, en saf duygularımla safça küfürler sarfetmek istiyorum hiçbir şeyi araya sıkıştırmadan. Ana avrat düz gidesim geliyor baharda uzanıp çimlere izleyemediğim karıncalar için, tek düze beton blokların arasında dolanıp bütün hayatımı hergün birkaç metrekarede geçirdiğim için. Hem de hiç kimse beni buna zorlamamışken. Ama, herşeye rağmen araya birşeyler sıkıştırabiliyorum bir atımlık kurşunu boşa harcamamak için. En azından ruhum ve ruhumun galeyana getirdiği bir çabam var bir ağacın kökleri gibi oraya buraya dolanıp toprağı kucaklamak isteyen. En azından "yaşadım diyebilmem için" hevesim var.

Güzel günler ne kadar gördük bu sistemle yabancılaşan halimizde bilmiyorum ama geriye birşeyler kalacaksa bu yaşamdan biriktirdiklerimizden, bu yazıların anlattıkları kalacak herhalde benden sonraya. Bunları okuyanlara da gülmek mi ağlamak mı kalır yirmibirinci asırda "yaşadım diyebilmek" için bilmiyorum.

Arda Tunca
(İstanbul 02.11.2010)