Pages

Sunday, November 21, 2010

Bir Bayram Sonrası Yazısı

Bir bayram tatili daha sona erdi. Böylece, 2011'in yaz aylarına kadar böylesine uzun bir tatil kalmadı hayalini kuracak. Pazartesi günü yine işe dönecek olmanın dayanılmaz ağırlığı üstümüze çökmeye başladı bile. Hayatın normale dönmeye başladığı Nişantaşı'nın kalabalıklaşan caddelerinden anlaşılabiliyor. Starbucks'ın 250 gr.'lık pakette kahve alana 1 kahve bedava kampanyası sayesinde güzel bir latte yudumlamak da keyifli geldi bu arada doğrusu. Gazetelerde yine alışıldık bayram haberleri: Trafik kazalarında bayram boyunca 111 kişi hayatını kaybetmiş. Şimdilik tabii. Daha dönüş trafiği yeni başlıyor. Belki de bugünden başladı bile. Akşam haberlerinde öğreneceğiz.

Gazeteler bayramda doğru düzgün haber bulamamaktan politikacıların bayramda birbirlerine yaptıkları anlamsız, sıkıcı, kimsenin neden yapıldığını bile tam anlamadığı sahte ziyaretlerini magazinsel bir havada haber yapmışlar. Normal zamanda da pek dişin kovuğunu dolduracak haber okuyamıyoruz ama neyse. Bayram torpili yapıp eleştri yapmayalım şimdi. Deniz Baykal C.H.P.'nin başındayken bayramlarda hep Antalya'ya giderdi de biz de hiç değilse bir parti liderinin nerede yemek yeyip kahve içtiğini falan okuyup bu anlamsız ziyaret haberlerinden bir nebze olsun daha az alırdık nasibimizi. Deniz Baykal'ın parti liderliğinden ayrılışının böyle bir maliyeti de olmadı değil tüm vatandaşlara.

Yolda yürürken bir eczanenin camında bir de baktım ki kocaman bir afiş: "Dünyaca ünlü kabızlık ilacı ... gelmiştir." İlacın adını reklama girmesin diye vermiyorum. Çok merak edenler beni arayabilirler. Nedense o anda başta parti liderleri olmak üzere Ankara'da özellikle belli kişilere uçaklarla yoğun sevkiyatlar yapmak gerekir diye geçirdim içimden.

Havalar da gereğinden fazla iyi gitti bayramda ve halen gitmekte. Arada yağan ufak tefek yağmurlar dışında pek de güneşsiz kalmadık bu aralar. Küresel ısınmanın azizliği olsa gerek. Ben korkuyorum bu anormal durumdan. Fakat buna rağmen, "madem ki küresel olarak kavruluyoruz ya da bir nevi tecavüze uğruyoruz tabiat karşısında, bari tadını çıkartalım" dedik ve kendimizi doğaya verdik Aras'la. Önce Çardak/Lapseki, oradan da Assos'a yolculuk yaparak kediler, köpekler ve tarlalar içinde koşturarak ve ağaçlardan nar toplayıp her yerimizi kırmızıya boyayıncaya kadar yiyerek ve çamurlara batarak idrak ettik bayram günlerini. Neyse ki İstanbul'dan uzakdık da hayvan kesmeye çalışırken kendini kesen, sokakları kana bulayıp ilkellikte yeni rekorlar deneyen insansıların bizlere sunduğu manzaraların gazabına uğramadık.

The Social Network filmini görüp Facebook'u yaratan Mark Zuckerberg'in nasıl dünyanın en genç milyarderi olduğunu hayıflanarak izlemek tüm sinir sistemimi alt üst etti. Bu kadar basit ve zevzek fikirler benim de aklıma geliyor da ben neden hala pazartesi işe gidecek olmanın kasvetini yaşıyorum yani? Adam otururken kim kimin ne yaptığını merak ediyor, haydi bu merakı giderelim deyip bir site kuruyor ve malı götürüyor. 25 milyar Dolar'lık da bir iş yaratıyor, Harvard'ı da bırakıyor. Kendime sinirlenmekte haksız mıyım? Bu arada, emekli olmama kaç gün kaldı acaba? En son saydığımda (eski sisteme göre) tam 4.999 gün kalmıştı.

Bir sonraki bayrama kadar hergünü hep bayram tadında yaşamak dileğiyle...

Arda Tunca
(İstanbul, 20.11.2010)