Pages

Wednesday, October 6, 2010

Dünya Ekonomisi Gelişmeleri İçinde Türkiye Ekonomisi

Dünya ekonomileri, 2008 Ekim ayında patlayan ekonomik krizin etkilerini değişen yoğunluklarda halen hissetmekte. İçinde bulunduğumuz ay içinde ise özellikle kur ve faiz politikalarında dünya genelinde bir anda ortaya çıkan değişiklikler ve uygulamalara yönelik değişiklikler pekçok tartışma konusunu beraberinde getirdi. Bu politika değişikliklerine kabaca bir göz atacak olursak son günlerin önemli gelişmelerini şu şekilde özetleyebiliriz:

- Çin, kendi para birimi Renminbi'yi Amerikan Doları'na endeksli olmaktan çıkartıp serbest kur rejimine geçti. Böylece, değeri düşen Renminbi ile Çin'in ihracatında bir artış beklentisi oluştu. Bu hamleye karşı Amerikan Temsilciler Meclisi Barack Obama Hükümeti'ne Çin malları üzerinde tarife uygulama yetkisi verdi. Bu yetkinin hemen kullanılması beklenmese de gerekli görüldüğü anda dünya ticaretinde korumacı politikaların uygulamaya konabileceğinin bir sinyali olması itibariyle önemli bir gelişme.

- Japonya, kayıp 10 yıl olarak adlandırılan 90'lı yıllarda olduğu gibi faiz oranını sıfıra indirdi.

- İrlanda'da Allied Irish ve Anglo Irish bankaları battı ve millileştirme programına alındı. İrlanda'da bütçe açığının milli gelire oranının bu operasyonla %32'ye ulaşması bekleniyor. Bu operasyon gerçekleşemeden sözkonusu oran %11 olarak açıklanıyor.

- Amerikan merkez bankası F.E.D., gevşek para politikası uygulamalarına devam edeceğini bildirdi.

- Özellikle Avrupa'da hükümetler, krizin en ağır hissedildiği dönemde verdikleri bütçe açıklarından dolayı işçi sınıfının ekonomik çıkarlarını zedeleyici yöntemlere başvurmaktadırlar. İşçi hareketleri ve grevler Avrupa'da yaygınlaşmaya başlıyor.

Bu gelişmelerin öncesinde genişleyici para ve maliye politikalarının etkisiyle dünya genelinde artan bir likidite oluşmuştu. Faiz oranlarının sıfır noktasına doğru gittiği gelişmiş ülke ekonomilerine kıyasla gelişmekte olan piyasalarda daha yüksek faiz oranları sözkonusu idi. Uluslararası sermaye de nispi olarak para birimi gelişmiş ülkelere göre daha değerli olan ve faiz oranlarının da yine nispi olarak daha yüksek olduğu gelişmekte olan ülke piyasalarına adeta hücum etmişti. Yani, sıcak para tüm gelişmekte olan ülkelere kaynak sağlar duruma gelmişti.

Sıcak para, Türkiye'de uzun zamandır adeta uyuşturucu müptelalığı gibi bela haline gelmiş bir konu. Aşırı değerlenmiş TL ile artan ithalat, cazibesini yitiren ihracat ve yüksek faiz nedeniyle sürekli kısa vadeli kaynak girişi sağlayan bir gelişmekte olan ülke konumunda Türkiye. Yukarıda anlatılan dünya ekonomisi manzarasında da durumun kısa ve orta vadede pek değişeceği yok gibi. Zira TL, Dolar karşısındaki güçlü konumunu hem Amerika'nın gevşek para politikası hem de T.C.M.B.'nin fiyat istikrarını korumak amacıyla döviz alımlarını belli seviyelerde tutması nedeniyle koruyacaktır. Nitekim T.C.M.B., geçtiğimiz günlerde aldığı bir kararla günlük döviz alım ihalelerinde $40 milyon kesin alım ve $40 milyon opsiyonlu olmak üzere toplam $80 milyon rakamını aşmayacağını belirtti. Bu demektir ki, T.C.M.B. belli ölçüde rezerv biriktirme amaçlı alımlar yaparken, diğer yandan piyasaya gereğinden fazla TL vermeyerek enflasyonist bir baskı oluşmasına engel olacak. Nitekim, 2010 yılı boyunca artan kredi hacmi ile piyasa likit tutulmuştu ve bunun sonucu olarak giderek ısınan bir ekonomi sözkonusu idi. Eylül ayı tüketici enflasyonunun, %1.23 ile beklentilerin çok üzerinde çıkması da T.C.M.B.'nin son dönemlerde aldığı kararların haklılığını gösterdi. 14 Nisan 2009 tarihli Para Politikası Çıkış Stratejisi böylece en yoğun şekliyle şimdi devreye girmiş oldu.

T.C.M.B., enflasyonist beklentileri kırmak ve piyasadaki likiditeyi emmek için mevduat munzam karşılıklarını TL'de %10'dan %11'e ve Dolar'da %5'ten %5.5'e çıkardı. Ayrıca, bu karşılıklar için bankalara işlettiği faizi de artık durdurduğunu açıkladı. Bunun anlamı, bankaların kaynak maliyetlerinin yükselmesi ve gecelik faizlerdeki en son yapılan 25 baz puanlık indirimi kurumsal müşterilerine yansıtamayacak olmalarıdır. Bu şartlar altında piyasadaki kredi hacminin düşüşe geçmesi gerekmektedir. Zira, paranın fiyatı artmıştır.

Görünen odur ki Türkiye'de yüksek faiz ve düşük kur makası 2011 yılında da devam edecek ve sıcak para girişleri devam edecektir. Yerli üretici, kendisine rakip olan ithal mallar karşısında fiyat rekabetine giremeyecek ve uzun zamandır yaşadığı ve artık yapısal hale gelmiş olan sorunlarını 2011'de de çözemeyecektir. İhracat cephesinde ise çok karlı olmayan yapı devam edecek ve ihracatçılar T.C.M.B. üzerindeki kur politikasına yönelik baskılarını çözümü yanlış adreste aramaya çalıştıkları kendilerine defalarca açıklanmasına rağmen devam ettireceklerdir.

Kısaca, uzun vadeli sermaye girişi anlamına gelen doğrudan yatırımları Türkiye'ye çekmeyi beceremeyen ve sürekli kısa vadeli kaynakla beslenen bir ekonomik manzara ile 2011'e yaklaşmış bulunuyoruz. Bu şartlar altında Türkiye için en büyük tehlike, kendi elinde olmayan nedenlerle sıcak paranın aniden ülkeden çekilmesi ve döviz kurlarının süratle artmaya başlamasıdır. Bu kırılgan yapıyı değiştirecek hiçbir şey yapabilmiş değiliz yıllardır.

Arda Tunca
(İstanbul, 06.10.2010)