Pages

Tuesday, September 14, 2010

Lübnan Hikayeleri

Dün öğle saatlerinde geldim Beyrut'a. Önce, çalıştığım şirketin Aresco Center adlı binadaki ofisine uğrayıp Banque Audi adlı bankada bir toplantıya katıldım. Lübnan uzun zamandır sakindi. Çok önemli bir çatışma ya da savaşı andıran bir gelişme yoktu. Ancak bugün İsrail ve Lübnan orduları Güney Lübnan'da çatışmaya başladı. 2007'nin Ocak ayındaki Beyrut ziyaretimde, uzunca bir zaman ülkede cumhurbaşkanı seçilememesinden kaynaklanan bir politik kriz vardı ve hükümet güçleriyle Hizbullah'a bağlı güçler arasında hem sert bir politik mücadele hem de zaman zaman sıcak sokak çatışmalarına dönüşen bir çekişme vardı. 2007'de Beyrut'a geldiğimde sıcak çatışmalar nedeniyle sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş ama ben herşeye rağmen sokaklarda uzun yürüyüşler yapmıştım. Sokağa çıkmama beni cesaretlendiren de sahilde yürüyüş ve koşu yapan insanlar olmuştu. 2006 yazının meşhur İsrail bombardımanının ülkede hüküm süren korku havasıyla sahil şeridindeki tüm modern inşaatlar durdurulmuştu. Yürüyüş sırasında askerlerin kontrol ettiği bölgelerden geçmiş, becerebildiğim kadarıyla kimseye çaktırmadan bir sürü fotoğraf çekmiştim. Bu gelişimde ise, sahil şeridindeki inşaatların önemli bir bölümünün tamamlandığına tanık oldum. Çok lüks ve modern binalar ve mağazalar açılmış ve yeni oteller sunulmuş şehrin hizmetine. Four Seasons da bu otellerden biri ve odamdan güzel bir manzara izleme şansına sahibim. Hava 37-38 derece civarında ve nem oranı çok yüksek. Arap Yarımadası tarafından gelen sıcak hava dalgaları nedeniyle Beyrut kavruluyor. Sokağa çıktığım anda avuçlarım ıslanıyor, gözlük camlarımın nemden buharlaşması nedeniyle hiçbir şey göremiyorum.

Ertesi gün, Beyrut'taki hukuki işlerimizi görüşmeye gittiğimiz bir avukatın ofisindeyiz. Odanın her tarafı kitap dolu. İslam tarihi, Ortadoğu siyaseti, hukuk felsefesi ve özellikle Ortadoğu tarihinde önemli rol oynamış siyasi liderlerin biyografilerinin yer aldığı kitaplar hemen dikkatimi ve ilgimi çekiyor. Toplantı sırasında içeri bir bayan giriyor. Görüşme yaptığımız avukatın yüzünden endişe verici bir haber aldığını anlıyorum. Tahminim doğru çıkıyor. Güney Lübnan İsrail tarafından bombalanıyor. Sohbet sırasında, iç savaş yıllarında ve İsrail ile yapılan savaşlarda Beyrut'un tüm elektrik şebekesinin çökertildiğini ve her mahallede küçük girişimcilerin kurduğu jeneratorlerle aydınlatma sağlandığı ve her mahallenin sakinlerinin bu hizmet karşılığı belli bir para ödemiş olduklarını öğreniyorum. Ortadoğu'nun ilginç bir ülkesi Lübnan. Bir yanıyla çok modern, diğer yanıyla Ortaçağ karanlığından çıkamamış bir Hizbullah ve alternatif ordusunun mevcudiyeti. İsrail işgalinden Lübnan'ı kurtaran güç de Hizbullah olduğu için ülkedeki Hıristiyan nüfus içinde bile belli bir ölçüde benimsenmiş durumda. Birkaç ay önce, 2005'te bir suikastta kurban edilen Refik Hariri'nin oğlu, şimdiki başbakan Saad Hariri ile tanışmış, tanışmama vesile olan yemek sırasında kendisinin ulusal güvenlik danışmanı Mohamad Chatah ile yaklaşık 2 saatlik bir sohbet yapma fırsatı bulmuştum. Kendisi, aynı zamanda eski ekonomi bakanı. Uzun yıllar I.M.F. yönetim kurulunda yer almış, Teksas'ta Houston Üniversite'sinde ders vermiş. Hizbullah'ın Lübnan siyasetindeki yerini soruyorum kendisine. Eliyle iki tane Hizbullah bakanını gösteriyor bana uzun açıklamalarına başlamadan önce. Bir yanda ülkenin resmi ordusu, diğer yanda koalisyon hükümetindeki Hizbullah ve bağımsız ordusu. İsrail ile zaman zaman Lübnan'ın resmi ordusu, zaman zaman da Hizbullah'ın ordusu çarpışıyor. Hizbullah'a ait bakanlar da İstanbul'da başbakan Hariri ile ülkeyi temsil ediyorlar.

Gazze'ye yardım götüren gemi nedeniyle Türkler Lübnan'da çok popüler. Güney Lübnan'da evlerin camlarından Türk bayrakları sarktığını öğreniyorum yine ziyaret ettiğimiz avukatın ofisinde. Bu popülerlik hiç hoşuma gitmiyor tabii ki. Gazze'ye giden geminin gerici bir vakfın hükümet ile işbirliği sonucu yola çıkmış olması ve olayın bir hükümet ve uluslararası politika kuralları ve ciddiyetine aykırı bir şekilde yapılması büyük bir fiyasko. Olayın detaylarının Temmuz ayında Herald Tribune'da manşetten verildiğini okuduğumda utanç duyduğumu hatırlıyorum bir an. Dünyanın en azılı terör örgütleriyle adı beraber anılan Türk Hükümeti üyeleri. Olacak iş değil! İsrail'in varlığına bile karşı olmama rağmen dünyanın mevcut koşulları altında böyle bir uyanık uluslararası politika macerasına girişmek devlet ciddiyetiyle bağdaşmıyor. Uluslararası politikada senaryolar birileri tarafından yazılıyor ve birileri tarafından oynanıyor. Dünya da böylece daha da yaşanmaz bir hal alıyor. Ortadoğu sorununun bir gün biteceğini düşünmek saf bir hayal. Sorun Ortadoğu'da bitse bile yenisi başka bir yerde yaratılacak nasıl olsa uluslararası kan emiciler tarafından.

Arda Tunca
(Beyrut, 03.08.2010)