Pages

Wednesday, May 26, 2010

Beyoğlu'nda 2010 Baharı

Bahar, cıvıl cıvıl havası ile insanın aklına "geldi mi, geliyor mu" gibi sorular düşürmeyecek tüm özelliklerini sunarak gelmiş bulunuyor. İstiklal Caddesi'nde kısa bir yürüyüş sonrasında açlığımı gidermek için Otto'ya attım kendimi. Cabarnet Savignon-Merlot karışımı bir kırmızı şarapla götürmekteyim öğle yemeğimi. 23 Nisan tatili hafta sonuyla birleşince herkes bir yerlere gitti. Ben de çok program yapmaktan hiçbir şey yapamadım sonunda.

Kalabalık, her zamankinden farklı İstiklal'de bugün. Turist ağırlıklı bir kitle Galata'ya doğru yürüyüp fotoğraf çekiyor durmadan. Ben de takıldım peşlerine biraz. Açlığa direnecek gücüm kalmayınca geri döndüm belli bir noktadan. Yürüyüş sırasında Dostlar Tiyatrosu'ndan Kerem Gibi oyununa biletimi de aldım. Nedense bahar aylarında daha bir keyifli oluyor sanatla haşır neşir olmak. Doğayla beraber duygular da uyanıyor. Kendince coşkuyla beraber garip bir hüznü de var baharın. Kıştan kalan yorgunlukların üzerimizdeki son tortuları mıdır yoksa beklentileri yüksek tutmaktan mıdır bu garip güneşli hüzün? Bilemiyorum!

Aslında, şu midem izin verse ve beni perişan etmese, Assos yollarından geri dönmesem, Refika'nın balkonundan Midilli, Sivrice Fener'i ve Behramkale Köyü'nü izleyerek içkimi içiyor olacaktım şimdi. Ya da Tuncel Kurtiz'in Zeytinbağı'nda Edremit Körfezi'ne baka baka meydan okuyabilirdim dünyaya. Oradan, dünyaya meydan okuma hissini tatmak için oraya gitmek lazım. Başka türlü anlamak mümkün değil bu hissi. İçim gidiyor bunları yapmaya ama içimdeki zehir izin vermedi.

Otto'dan ayrılıyorum şimdi. Güzel bir yemek, şarap ve ardından kazığımı da yedikten sonra ver elini Pera Müzesi. Bir de yalnız dalmasam şu keyiflere! Ama, şimdilik elden birşey gelmiyor. Dedim ya, sanatla ilgilenmek bir başka güzel baharda. Yalnızlığı gidermek de kalsın başka bir bahara.

Arda Tunca
(İstanbul, 24.04.2010)