Pages

Saturday, February 13, 2010

Heidegger ve Varlık


Felsefe, insanın evreni algılama serüveninin kapsamlı bir özetidir. Bu algılama, kendini bilimde, sanatta, toplumsal yaşamda çeşitli izdüşümlerle somut bir şekilde ifade eder. Felsefe, bu izdüşümlerle iç içe geçerek onları besleyen bir yapıya kavuşur ve zamanla o yapılardan kendisi de beslenmeye başlar. Bu döngüde ortaya çıkan birikimse insanlığın medeniyet tecrübesidir.

Bu büyük tecrübenin bir yerinde, 20. y.y.'nin başında Martin Heidegger adlı bir Alman ortaya çıkar ve Plato'dan, Aristo'dan başlayan bu tecrübe edinme sürecinde "varlık (being)" kavramı temel alınarak pekçok felsefi kavramın ve kuramın oluşturulduğunu ifade eder. Ancak, "varlık" kavramının kendisinin tanımlanmasının 2,000 yıl boyunca gözden kaçtığını ileri sürerek batı felsefesinin "temelsiz (rootless)" olduğu tespitinde bulunur. Bu fikirlerle yola çıkarak 20. y.y.'nin en büyük felsefecileri arasında yer alır ve hocası fenemenoloji ekolünün önemli isimlerinden Husserl'dir.

Heidegger, "Being and Time" adlı eserini kaleme alır ve felsefe dünyasının başyapıtlarından birini yazar. Gerçekten okuması son derece ağır bir eser. Felsefe eğitimi almış kişilerin bile anlamakta, yorumlamakta zorlandıkları bir kitap. Bense bilimin felsefedeki temellerine meraklı bir yaklaşımla kendime beslenecek veriler aradım Being and Time'da. Örneğin, Heidegger'in "Poetry, Language, Thought" adlı başka bir eserinde dile getirdiği "yer kabuğu (earth)" ile "dünya (world)" arasındaki mücadelenin fizik, kimya, biyoloji, v.b. doğa bilimlerinin gelişmesi üzerindeki katkısının ne olduğunu ve hangi noktalarda bu sürecin çalıştığını anlamaya çalıştım.

Haddimi aştığımı gayet iyi biliyorum ama bu konularla ilgilenmekten kendimi alıkoyamıyorum. Aklıma, günümüz doğa ve sosyal bilim konularını ilgilendiren sorular geliyor. Acaba, küresel ısınma ya da kapitalist ekonominin bugün yaşadığı sorunların temelinde Heidegger'in iddia ettiği "varlık" kavramının tanımlamasının ihmal edilmiş olması nedeniyle bilimin insanlığın faydasına yeteri kadar hizmet edememiş olması yatıyor olabilir mi? Yani, "varlık" kavramı yeteri kadar anlaşılamadığı için ontolojik anlamda yapılan bir düşünce hatası pekçok bilimin kavramsal kurgulamasında çok temel hataların oluşmasına sebep olmuş olabilir mi? Eğer böyle bir gerçekle karşı karşıya isek, Heidegger'in varlık kavramını tanımlamak gerekliliğini ortaya koymuş bir filozof olarak 1933-45 arasında Nasyonel Sosyalist partiye üye olmasındaki felsefi hatayı nasıl açıklayabiliriz? Kendi "varlığı" için bir şeylere mecbur mu kalmıştı acaba? Düşünmeye değmez mi?

Arda Tunca
(İstanbul, 12.12.2009)