Pages

Saturday, February 13, 2010

Dünyanın En Tuhaf Mahluku

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim
Bir değil,
beş değil,
yüzmilyonlarlasın malesef..
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen, balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

27 Ocak 2008 günü Dostlar Tiyatrosu'nda Genco Erkal'ın Sivas 93 oyununu izlerken Genco Erkal'dan dinledik bu şiiri. 2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nde bir grup aydını canlı canlı yakmaya çalışan ve bunu kısmen başaran "harekete geçmiş cehalet" anlatılıyordu Nazım'ın mısralarında. Hava kurşun gibi ağırdı tiyatro salonunda ve içimiz cayır cayır yanarak terkettik oyunun sonunda tiyatro salonunu kardeşim Tuna ile beraber. Madımak, bir faciadır tarihte. O lanet günü çok iyi hatırlıyorum. Sıcak bir Temmuz gününü cehenneme çeviren o günü hiç unutmayacağım.

Yıllardır Nazım ile yaşıyorum adeta. Gün ortasında çalışırken, yolda yürürken, biriyle sohbet ederken aklımda ve ruhumda geziyor şiirleri. İstanbul'da Nazım'ın özel eşyaları ve şiirlerinin elle, daktiloyla yazılmış orjinallerinin segilendiği bir sergi var bu aralar. 20 Ocak'ta gezdim sergiyi. Çok etkilendim. Serginin ana temasında Nazım'ın yanısıra Vera var başrolde. Sergiden o kadar etkilendim ki aynı binada Frig'lere ait kalıntıların da sergilendiği bir başka sergi daha vardı. Nazım'dan sonra odaklanamadım başka bir şeye ve istediğim gibi dolaşamadım Frig sergisini.

Evet, hava kurşun gibi ağır memlekette. 22 Temmuz 2007 günü birinci Cumhuriyet sanırım yıkıldı. Harekete geçmiş cehalet iktidara geldi o gün. Daha doğrusu iktidarını perçinledi o malum parti. Giderek zorlaşıyor nefes almak bu ortamda. Giderek otokratikleşecek ortamın uzaktan gelen kesif duman kokusunu alamamak mümkün değil. Yavaş yavaş değişiyor birşeyler. Yavaş yavaş, korkutmadan ilerliyorlar. Nereye gidiyor bu iş bilemiyorum. Benden sonrakilere nasıl açıklayacağım bu olanları birkaç sene sonra?

Yoksa, kabahatin çoğu benim mi canım kardeşim?

Arda Tunca
(İstanbul, 01.02.2008)