Pages

Tuesday, February 23, 2010

Bilim ve İnanç

Ünlü iktisatçı Keynes, Newton'un dini inançlarıyla ilgili konularda yazdığı yazılara Cambridge'te çalıştığı yıllarda ulaşır. Bu yazıları yorumlar ve Newton üzerine uzun bir konuşma hazırlar. Newton'un simya ile ilgilenmiş olmasının nedenleri zaten kafamı yeteri kadar meşgul ederken bir de bu din meselesi çıktı şimdi üzerinde derin derin düşünecek.

Bilim tarihine yön vermiş bilim insanlarının pekçoğunun dini inançlarının güçlü olması bir hayli ilginç ve düşündürücü geliyor insana. Bilimin bittiği yerde açıklanamayan doğa olaylarına rast geldiğimizde bilimin bittiği noktadan sonrası için Tanrı'ya inanç fikrini mi başlatmalıyız? Pekiyi, bugün bilimin açıklayamadıkları bir gün açıklanabilir olduğunda Tanrı inancı bitecek mi ya da Tanrı'ya inancın başladığı nokta daha uzaklarda bir yerlere mi ittirilmiş olacak? Bilim ilerledikçe Tanrı inancının başladığı nokta ileriye, bizden uzağa ittirildikçe yaratılış kavramının var olduğunu ama yaratılıştan sonra evrimin devreye girdiğini mi kabul edeceğiz?

Newton, İncil'i inceleyerek fizik bilimiyle İncil'de yazanlar arasında bir terslik, tutarsızlık bulamadıysa Katolik Kilisesi'nin kendisinden önce yaşamış Kopernik ve Galileo gibi bilim insanlarının heliosentrik evren modelini reddedişini nasıl yorumladı acaba? Büyük bir merak içindeyim bu konuda. Newton'un biyografisini yazmış çok iyi bir kitap bulmalıyım sanırım. Ancak, yine de bu sorulara cevap bulabileceğimi sanmıyorum doğrusu.

Newton ile ilgili bu meraklarımı Aydınlanma Çağı'nı da işin içine katarak yeni bir boyuta da atlatabilirim. Bu noktada, bugüne kadar öğrendiğim tüm batı felsefesini doğru bir felsefe olarak gösteren bilgiler çöküyor aslında. Aydınlanma adı verilen dönem, bilimin geliştiği, insanoğlunun evreni inançlar yerine bilimsel deneylerle açıklamaya giriştiği bir dönem oldu. Bu bilimsel bilgi, daha sonra ekonomi adı verilen sosyal bir mekanizmayla (ya da olguyla) yanlış bir varsayım ve kurgu içinde kullanıldı. Doğaya hükmeden insan, sonunda doğayı katletti. İnsanoğlu aydınlandı ama sahip olduğu motivasyon, Homo Economicus'u pek de aydınlıklara çıkartacak türden olmadı. Çevreyi katleden insan bugün yaklaşık ikibuçuk milyar insanı da fakirlikle başbaşa bıraktı. Bu sonuç, kapitalist bir gelişme sürecinin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Yani, batının tüm dünyada hakim kıldığı bir düzenle. Heidegger de tüm batı felsefesini temelsiz olarak nitelendirdi. Daha önce başka bir yazıda sorduğum gibi bu kez başka bir cepheden gelerek yeniden soruyorum: Heidegger'in kafasındaki felsefe modeli 2.000 sene önce, yani daha işin başındayken kurgulansaydı bugünün felaketlerini yaşamaz mıydık? Ya da insanoğlu kendi kendini yok etmeye programlanmış bir varlık mı? Biz böyle olmadığımızı düşünerek medeniyet kisvesi altında birşeyleri fazla mı zorluyoruz aslında?

Tüm sorularıma cevap alabileceğim bir kaynağım olsa da anlatsa bana herşeyi keşke. Ben bu soruları sorarken ve cevapları alabileceğim tek bir kaynak ararken farkında olmadan Tanrı'yla mı sohbet ediyorum yoksa?

Arda Tunca
(İstanbul, 03.01.2010)